25 Nisan 2016 Pazartesi

8 adımda nasıl sahte peygamber olunur?

Ülkemizdeki önemli piyasalardan biri de "Sahte Peygamber Piyasası". Hayatın anlamı üzerine özel bilgi sahibi olduğunu hissedenler, başkalarının hayatını nasıl yaşaması gerektiği konusunda söz hakkı olduğunu düşünenler, sırtına cüppe geçirenler, kafasına sarık geçirenler, ve daha birçok aktör. Milli bayramlardan bürokrasiye, tıbbi konulardan toplumsal hayata kadar gündemde olan her konuda yorum yapıp ahaliye nasıl düşünüp yaşaması gerektiğini öğretiyorlar. Milyar dolarlık bu piyasada olmak gerçekten büyük ayrıcalık. Paraya para demiyorsunuz. Bu piyasada olmak isteyenler varsa hala geç kalmış sayılmazlar. Cehaletin bu kadar yüksek olduğu bir ortamda ermiş piyasasında derinliğinin artması çok normal. Bu piyasada olmak isteyenler için uygulanması kolay bir kılavuz hazırladık.

8 adımda nasıl sahte peygamber olunur:

1- Manevi üstünlük taslamak için yeteri kadar kibir!
Sahte peygamberliğin okulu olmadığı ve sahte peygamber olmak için tanımlanabilir nitelikler bulunmadığı için özelliklerinizi kendiniz belirlemeniz ve doğal yollarla seçilmeniz gerekir. 80 milyona karşı manevi üstünlüğünüz olduğunu iddia edebilecek kadar kibre sahip değilseniz bu yola hiç çıkmayın. Ahaliyi sömürmenin, kullanmanın ve yanlış yönlendirmenin ilk şartı yeteri kadar kibire sahip olmanızdır.

2- Psikozunuz olsun!
Eğer akli dengenizde ciddi bir bozulma, duygu durumunuzda uygunsuzluk, gerçeği algılamada yetersizlik ve etkin iletişimde bozukluğunuz varsa sahte bir uyanışla algı kapılarınız açılabilir. Benim size psikoz tavsiyem normalliğin can sıkıntısını çekmektense anormalliği tercih eden manik-depresif ruh halidir. Müritlerinizin de farklı psikozları olacaktır elbette ama bu sizi erken havaya sokmasın. "Nasıl olsa hepsi hasta, ben onları kandırırım," demeyin ve en başında sağlam bir psikoz edinin.

3- Akıcı konuşun!
Size duyulan güvenin kaynağının, akıllı insanların yaptığı gibi sevilip takdir edilmekten değil, akıcı hitabet yeteneği ile başkalarını etkilemekten geçtiğini unutmayın. Mesela konuşmalarınızda bol bol mahşer temasını kullanın. Ya da insanları biz/onlar, tanrısal/şeytani, iyi/kötü ve benzeri biçimde keskin ve uzlaşmaz şekilde ayırın.

4- Neolojizm en iyi dostundur!
Neolojizm yani yeni sözcük yaratma yeteneğiniz gelişmiş olmalı. İşin püf noktası kavramın sadece sizin için bir anlam içermesinde saklıdır. Mesela sözün bittiği yerdeyiz, ağır kınıyoruz, bizim bizden başka dostumuz yok, cehape zihniyeti gibi. Gerisi yaratıcılığınıza kalmış artık.

5- Önce kendiniz inanın!
Başarılı bir sahtekar, sıradan insanların başaramayacağı şekilde kendi fantezilerine inanma becerisi olan kişidir. Sahtekarlar, anlattıkları hikayeye kendileri de inandıkları için ikna edicidirler. Mesela Ergenekon adındaki örgüte önce sen inanacaksın ki ahali de inansın.

6- Neotenik olun!
Evrim bilim, bir canlının çocukluktan yetişkinliğe geçerken hızlı davranıp kimi çocukluk özelliklerini yetişkin bedene taşıdığını söyler. Mesela jet-ski'ye binen guru ya da ergen twiti atan yerel yönetici gibi neotenik olabilmelisiniz.

7- Şizofrenik olun!
Gerçek bir şizofren olmanız gerekmiyor, hemen telaşa kapılmayın. Araştırmalar gösteriyor ki, pek çok normal insan şizofreni deneyimlerine benzer hafif belirtiler göstererek kendilerini gerçek dışı hissetmekte ya da telepatik düşüncelere kapılmaktadır. Bu küçük deneyimlerle siz de işitsel halüsünasyonlar, çarpıtılmış, paranoid düşünce biçimlerine sahip olabilirsiniz.

8- Paylaşılmış Psikoz da bizden hediye!
Bu yedi adımı tamamladıysanız sekizinci adım da bizden hediye olsun öyleyse. Psikolojik araştırmalar diyor ki, hezeyanlarla gelen psikotik bozukluğu olan bir kişi ile yakın ilişkisi bulunan diğer bir kişi de aynı hezeyanı duyar. İkili delilik denen durum aslında. Yani sen deliysen mürit de delirir, fazla çaba harcamana gerek yok, evrim bilim halleder.

Bu sekiz adımı uygulayarak siz de bir sahte peygamber olabilirsiniz. Karar size kalmış.

Fakat A.Storr'un şu sözü unutulmamalıdır: Eğer bir toplum önemli ölçüde bozulmuş ya da ciddi bir tehdit altındaysa, toplumdaki düzeni sağlama sözü verenler sahte peygamberlere dönüşmeye en yakın olanlardır.

24 Nisan 2016 Pazar

In Teknik Analiz We Trust

Ekonomi yorumculuğunun en çok tartışılan konusu teknik analiz. Savunucuları teknik analizin en önemli öngörü yöntemi olduğunu söyleyip tüm kararlarını bu tekniğe dayandırmakta ısrarlılar. Karşıt görüşte olanlar ise teknik analizin gerçeği tam olarak yansıtmadığı ve yüzeysel davrandığını öne sürüyorlar. Tartışma bitecek gibi görünmüyor. Her iki tarafın da kendine göre doğru argümanları olduğu açık. Savaşı durdurmak gerçekten çok zor. Ne dersiniz, sizce kim haklı?

Bir analiz yöntemi olarak teknik analizin kişilik özelliklerini tanımlayarak kimin haklı olduğunu anlamaya çalışalım öyleyse. Teknik analizin 5 önemli kişilik özelliği ve bu özelliklere getirilen ana eleştirileri yeniden yorumlayarak kararımızı verelim.

1- Bardağı taşıran son damlayı araştırır!
Teknik analiz olaylar arası benzerliklere değil, farklılıklara bakar. Değerlendirme şekli her olayı istisna olarak kabul etmesidir. Ana kural, istisnanın istisnasıdır.

Teknik analiz, daima bardağı taşıran son damlayı hesaplamaya çalışır. O nedenledir ki, geçmiş grafiklere bakılarak bir sonraki adımın ne olacağını düşünür. Olayların normalliği ya da anormalliğine bakılmaz. Piyasalarda olan öngörülebilir ya da öngörülememiş olaylar değerlendirmede aynı öneme sahiptir. Çünkü geçmişin tamamı istisnadır ve ulaşılmaya çalışılan şey istisnanın istisnası olan bugündür.

Bu kişilik özelliğine karşı en önemli eleştiri teori ile pratik arasındaki bağlantı eksikliğidir. Yani piyasalarda yaşanan olayların teknik analiz tarafından dikkate alınmadığı söylenir. Peki, her gün onlarca Merkez Bankası Başkanının açıklama yaptığı, binlerce göstergenin değiştiği, on binlerce yeni verinin hesaplandığı, "Herif" gibi milyonlarca gizli müşterinin piyasayı yönlendirmeye çalıştığı bir ortamda teori ile pratik arasındaki bağlantıyı açıklayacak bir teori olabilir mi sizce?

2- Düşünsel çözümler sunar!
Teknik analiz gerçekliğin içine gizlenmiş olanakları ortaya çıkarmaya çalışır. Grafikler, tarihi veriler ve gelişmiş teknikler kullanılarak hazır ifadeler yerine geçmişteki gerçeğin içinden yeni bir sonuç ortaya çıkarır.

Teknik analizin bu özelliğini eleştirenler, "geçmiş geleceği belirlemez" türünden eleştiriler yöneltirler. Aslında teknik analizin yapmaya çalıştığı şey geçmişi kullanarak geleceği öngörmek değildir. Önden bakıldığında yuvarlak olan saate, yandan bakarak dikdörtgen demektir. Ya da iki kere iki dört eder diyene rüzgarın hızını da hesapladın diye sormaktır. Yani sadece bilimsel değil bilimsel olmayan yöntemlere de kucak açar.

3- Paralel finans dünyası yaratır!
Birçokları sadece piyasada olanların gerçek olduğunu düşünür. Onlara göre tek gerçek piyasadır. Teknik analiz ise fantastik bir yol önerir. Adeta paralel bir finans dünyası yaratır. Malkoçoğlu filmindeki dövüşerek kulenin duvarlarına tırmanma benzeri bir mizansendir bu; yerçekiminin pek önemli sayılmadığı.

Piyasaların tek gerçek olduğu önermesi bir gerçek değil sadece yanılsamadır. Katrilyonlarca dolarlık türev ürünler piyasasının nasıl bir gerçeklik yarattığını gösteren bir teoriye hala sahip değiliz. Ya da yıllarca finansal sistemin yerçekimi kabul edilen faizin bir anda negatife dönmesini açıklayacak yeni bir teoriye. O nedenle teknik analize bu yönde getirilen "fantazi ne zamandan beri gerçek oldu" şeklindeki eleştiriler haklı görünmemektedir. Çünkü teknik analiz kendi gerçekliği ile paralel bir finans dünyası yaratır.

4- Fark etmezlik ilkesini kullanır!
Teknik analiz fark etmezlik ilkesi denilebilecek bir ilkeyi açığa çıkarır. Her sonuç aynı derece önemli ya da önemsizdir. Mesela temel analiz hizmet endeksleri, kapasite kullanımı, ülkedeki mevcut faiz oranları, döviz kurunun seviyesi gibi önemli verileri değerlendirmelerinde dikkate alırken teknik analiz bunlara farklı bir önem atfetmez. Her şey aynı derecede önemli ya da önemsizdir. Teknik analiz taraf tutmaz. Temel analiz gibi dünyaya yukarıdan bakar bir halde değildir. Daha çok dünyayı gezen ve yoluna çıkan şeylerle ilgilenir bir yapıdadır.

Fark etmezlik ilkesine getirilen en önemli eleştiri analizin göreceliğidir. Herkesin farklı sonuca ulaştığı bir yöntem ne kadar bilimsel olabilir?.. Teknik analiz sonuca oybirliği ile ulaşmaz. Tek kişilik bir bilim anlayışını savunur. Her analizci kendi bilimini yaratır. Analiz sonuçlarının gerçekliğini ölçecek tarafsız bir açının olmadığını söyleyenler yöntemin doğasını tam olarak anlamamışlardır demektir.

5- Öğrenmemeyi öğretir!
Hangi analiz yöntemi kullanılırsa kullanılsın gerçekleşecek olayların öngörülmesi kolay değildir. Çünkü tüm finansal olaylar rastlantısallık içerir. Rastlantısallığı etkilemek mümkün değildir.

Bu ilkeye getirilen eleştiri, teknik analizin bilginin diğer formlarını (haber, ekonomik yapı, dinamikler vs.) kullanmaya gerek duymayıp sadece geçmiş dataları kullanmayı tercih etmesidir. Rastlantısallık hiçbir bilgiyle etkilenmeyeceğine göre bu eleştiri haklı durmamaktadır. Yani aslında teknik analiz bize öğrenmemeyi öğretir.

İşte, teknik analiz bu beş dinamik ile hareket eden bir kişiliğe sahiptir ve kendisine yöneltilen eleştiriler kendi doğası içinde değerlendirildiğinde kolayca yanıtlanabilir. Her türlü düzen bir rastlantı sonucu gerçekleşiyorsa teknik analizin yaklaşımı da kendi doğası içinde gerçek kabul edilebilir. Öyleyse bu gerçekliği nasıl tanımlayacağız?

Teknik analiz, son tahlilde, Fransız sembolist Alfred Jarry'nin Patafizik dediği şeyden farklı bir şey değildir. Retorikli açıklamalar, yeni analiz araçları ve teknolojik ilerlemelerle beslenen bir analiz yöntemidir.

Özetle söylemek gerekirse, giderek daha anlaşılmaz hale gelen bu finans dünyasında bir analiz yöntemi aranıyorsa, bu teknik analizden başkası olamaz gibi görünüyor. Yani kısaca In Teknik Analiz We Trust.

17 Nisan 2016 Pazar

Dünyanın en uzun yaşayan insanları Datçalılar!

Dünyanın ilk coğrafyacısı kabul edilen Amasyalı Strabon MÖ 20'li yıllarda Knidos'u ziyaret eder. Datça yarımadasının uç kısmında yer alan bu liman şehrinin manzarası, doğası, havası ve denizi Strabon'u çok etkiler. Şehrin tarihine düşülen en önemli tespit kabul edilen edilen meşhur sözünü işte o gün söyler Strabon: "Tanrı uzun ve sağlıklı yaşatmak istediği kullarını Datça’ya gönderir."

"Strabon'un Datça muamması" 2000 yıldır çözülmüş değil. Aslında Datçalıların uzun yaşamaları son derece normal. Bozulmamış doğası, zengin florası, bol oksijenli ve temiz havası, berrak denizi ve emsalsiz gıda ürünleriyle Datça dünyanın en güzel yerlerinden biri hiç şüphesiz. Uzun bir hayat için tüm ayrıntılar düşünülmüş görünüyor. Peki ama Datçalılar gerçekten uzun ömürlü mü?

Uygarlık tarihinin en eski sırlarından biri olan Strabon'un Datça muammasını çözmek için yola koyulduk. Önce Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) resmi verilerini inceledik. 2010 ila 2014 yılları arası istatistiklere göre Datça'da bir yıl içinde ortalama 115 kişi ölüyor. Şehirde yaklaşık 20 bin kişinin yaşadığı göz önüne alınırsa ölüm oranı düşük kabul edilebilir. Peki Datçalılar kaç yaşında ölüyor?

Sorunun yanıtını bulmak için bu kez Datça Belediyesinin resmi arşiv kayıtlarını inceledik. 2011 ila 2016 yılları arasında ölenlerin ölüm belgelerini inceleyerek kaç yaşında öldüklerini belirledik. (Bebek ve çocuk ölümleri hesaplamalarda elimine edilmiştir) İlgili dönemlere ait yaklaşık 500 adet ölüm belgesi incelendiğinde Datçalıların ölüm yaşını basit ortalama ile 86,3 olarak hesapladık. Daha açık söylersek Datçalılar ortalama 86 yıl yaşıyor. Şimdi bu rakamı ülkemiz verileri ile karşılaştıralım.

TÜİK'in 2014 yılı verilerine göre doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek olan il 80,5 ile Tunceli. Yani en uzun ömürlü olan Tuncelililer 81 yıl yaşıyor. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz artık: Ülkemizde en uzun yaşayan insanlar Datçalılar.

Beklenen yaşam süresinin en yüksek olduğu 4 ilin Datça ile kıyaslamasına kısaca yeniden bakalım:
Datça, 86 yıl
Tunceli, 81 yıl
Muğla, 81 yıl
Mardin, 80 yıl
Giresun, 80 yıl

Peki, dünyada durum nasıl? Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 2015 yılında güncellediği verilere göre en uzun hayat beklentisi 84 yıl ile Japonya'da. Yani Japonlar dünyanın en uzun ömürlü insanları. Bu rakam Datçalıların ortalama yaşam süresinin 2 yıl altında. Öyleyse şu tespiti yapmak hiç zor değil: Dünyanın en uzun yaşayan insanları Datçalılar.

Beklenen yaşam süresinin en yüksek olduğu 4 ülkenin Datça ile kıyaslamasına kısaca yeniden bakalım:
Datça, 86 yıl
Japonya, 84 yıl
İspanya, 83 yıl
Andorra, 83 yıl
Singapur, 83 yıl

Strabon'un Datça muamması 2000 yıl sonra çözülmüştür diyebiliriz artık. Strabon haklıymış. Tanrı uzun ve sağlıklı yaşatmak istediği kullarını Datça’ya gönderiyormuş. Çünkü dünyanın en uzun yaşayan insanları Datçalılar.

14 Nisan 2016 Perşembe

Masum Türk'ün zarardan korunmak için (stop-loss) kullandığı 6 yöntem!

Finansal yatırımlarında paralarını kaybeden yatırımcıların en önemli hatası zararı belli bir noktada durdurmayı başaramamalarıdır. Finans literatüründe stop-loss (zararı kes) denen bu yaklaşıma göre fiyatların düşme ihtimalini de düşünerek belli zarar noktalarına ulaşıldığında zararı kabullenmek gerekir. Böylece başta belirlenen küçük bir zararla yatırımlarınızı sonuçlandırmış ve paranızın tamamını kaybetme riskinden korunmuş olursunuz. Modern dünya bu kuralı kullanarak zararlarını her zaman minimize edebiliyor. Peki bizde durum nasıl?

Yatırımlarında büyük hüsran yaşayan insanlarımızın karakteristik davranış biçimleri incelendiğinde stop-loss'dan haberi olmadığı anlaşılıyor. Kendine göre bir zarardan korunma şekli var. Fakat uyguladığı teknikler zarardan koruyor mu derseniz, biz emin olamadık. O nedenle kararı size bırakıyoruz.

Masum Türk'ün zarardan korunmak için (stop-loss) kullandığı 6 yöntem:

1- Hakkımızda hayırlısı olsun!
Mesela bizim masum Türk bir hisse senedi alacak olsun. Ne temel ne de teknik analiz yapar, ne rapor ne de yorum okur. Muhtemelen amca oğlundan bir tüyo alır ve zengin olma hayaliyle yatırım kararını verir. Hisse senedini aldıktan sonra yapması gereken ilk şey, hisse senedinin olası değer kaybı durumunda satış yapacağı bir fiyat belirlemektir. Ama o bunu yapmaz ve ilk stop-loss'unu belirler: Hakkımızda hayırlısı olsun!

2- Her işte bir hayır vardır!

Çok geçmeden hise senedi ilk düşüşünü yaşar; bizimkisi de ilk hafif şokunu. Çünkü amca oğlunun kendisine söylediği bu değildi. Hisse senedi hemen artacak ve birkaç gün içinde %50 getirecekti. Hafif bir moral bozukluğu olsa da ikinci stop-loss hemen gelir: Her işte bir hayır vardır!

3- Dünya dönmeye devam ediyor!
Düşüş devam etmekte ve zarar da büyümektedir. Akraba, arkadaş, eş, dost hisse senedinin ne olduğunu sormaktadır. Baştaki yatırımın neredeyse üçte biri gitmiştir. Moral bozuktur ama bizim masum Türk yaşadıklarının kendine özel olmadığını, hisse senedi alan herkesin başına gelebileceğini düşünmektedir. Borsa bu, iner de çıkar da. Öyleyse? Üçüncü stop-loss gelir: Dünya dönmeye devam ediyor be!

4- Allah'ın dediği olur!
Bir türlü beklenen yükseliş gelmemektedir. Kayıp sürekli artmaktadır. Bu işte tuhaf bir şey var. Diğer hisse senetleri yükselirken bizimki neden sürekli düşüyor. Çok garip. İşte, bu noktada dördüncü stop-loss gelir; ne olursa olsun ilahi yaratıcının bilgisi dahilindedir ve biz bu işleyişe karşı duramayız: Allah'ın dediği olur!

5- Sabrın sonu selamet!
Yatırımın neredeyse %80'i gitmiştir. Çok zor günlerden geçilmiş ve büyük sabır gösterilmiştir. Başkası olsa belki aile düzeni bozulur veya intihar ederdi. Ama bizim masum Türk hala yüksek maneviyat içinde hareket etmektedir. Satın aldığı hisse senedinin 5 harfli kısaltması ve adından başka hala en ufak bir bilgiye sahip değildir ama sabır göstererek büyük bir başarıya imza atmıştır. Toplumsal kültür sabır gösterenlerin muazzam başarı hikayeleriyle dolu değil midir? İşte beşinci stop-loss bu noktada gelir: Sabrın sonu selamet!

6- Kısmet değilmiş!
İlk beş stop-loss ile psikolojik travma kontrol altında tutulmuştur ama hisse senedinin değer kaybının önüne geçilememiştir. Hisse senedindeki değer kaybı %90'ları geçmiş, şirketin borsada işlem yapması durdurulmuş ve şirket iflas etmiştir. Artık yapılabilecek bir şey yoktur. Tüm tasarruflar buhar olup uçmuştur. Bizim masum Türk olan biten her şeyin farkında olduğunu düşünmektedir. Dış güçler para kazanmasına müsaade etmemiş ve ilahi yaratıcı da maalesef alın yazısını şirketin iflas etmesi üzerine yazmıştır. Masum Türk üzülmüştür elbette ama kadere karşı gelinmeyeceğini de iyi bilmektedir. Son stop-loss da buraya konur: Kısmet değilmiş!

Şu unutulmamalıdır: Zarar karşısında masum Türk'ün takındığı bu 6 tavır onu akıllı, bilgili ya da huzurlu yapmaz; tam tersine kendini beğenmiş, tembel ve aldırmaz yapar. İnsanlar yetersizliklerini bu şekilde saklamaya başladıklarında inançlı da olmazlar, sadece boş sloganların yalancı doğasında kaybolmuş olurlar.

12 Nisan 2016 Salı

Hisse senedinde tüm parasını kaybeden masum Türk'ün düşünce şekli!

Hisse senedi yatırımları ile tüm parasını kaybeden masum Türk insanını tanıyorsunuzdur herhalde. Tüyo alır, arkadaşından öneri alır, internet sitesinden tavsiye alır, gider tüm parayı ne iş yaptığını bile bilmediği bir şirkete yatırır ve sonrasında büyük hüsran yaşar. Sadece hisse senedinde değil, forexte, diğer yatırım araçlarında ya da tüm saadet zincirlerinde aynı davranış şekli geçerlidir. Peki bu masum Türk'ün nasıl karar verdiğini hiç merak ettiniz mi?

Nöroloji bilimi ilerledikçe masum Türk'ün karar verme şekli bilimsel olarak ortaya çıkarılacaktır elbette. Biz sadece gözlemlerimiz ile masum Türk'ün yatırım kararlarını zihinsel olarak nasıl verdiğini açıklamaya çalışacağız. Davranışsal finansın masum Türk'te nasıl işlediğini göstereceğiz. Daha açık söylersek, hisse senedinde tüm parasını kaybeden masum Türk'ün karar verme psikolojisini ilk kez ortaya koyacağız.

Hisse senedinde tüm parasını kaybeden masum Türk'ün düşünce şekli:

Her şey KENDİNE GÜVEN ve CEHALET'in masum Türk'ün zihninde yasak ilişkiye girmeleriyle başlar. O yasak aşktan BİR FİKRİM VAR doğar.
(Yatırım kararı verilmiş ve gelen tüyoya istinaden hisse senedi alınmıştır.)

BİR FİKRİM VAR, bir süre sonra ACEMİLİK ile ilişkiye girer ve bu ilişkiden DÜŞÜNEMEDİM dünyaya gelir.
(Hisse senedi düşmeye başlamıştır.)

DÜŞÜNEMEDİM, eski dostu İLGİSİZLİK ile birlikte olur ve bu ilişkiden ACELEYE GEREK YOK doğar.
(Zarar büyümektedir.)

ACELEYE GEREK YOK, eski sevgilisi KARARSIZLIK ile evlenir ve bu ilişkiden ENAYİ DEĞİLİZ HERHALDE doğar.
(Zarar büyümeye devam etmektedir.)

ENAYİ DEĞİLİZ HERHALDE, görücü usulüyle GÖSTERİŞ ile evlenir ve bu ilişkiden DEDİĞİM OLACAK doğar.
(Zarar artarken kendine güven de artmaktadır.)

DEDİĞİM OLACAK, lise aşkı ÖZSAYGI ile birlikte olur ve bu ilişkiden TALİHSİZLİK doğar.
(Başarısızlığın faturası yavaş yavaş dış mihraklara ve lobilere çıkarılmaya başlanmıştır.)

TALİHSİZLİK, evlilik programında görüp aşık olduğu YARIM AKIL ile evlenir ve bu ilişkiden BEKLE ve GÖR doğar.
(Tüm para bitme noktasına gelmiştir ve masum Türk son bir ümitle devam eder.)

BEKLE ve GÖR, ilkokul aşkı APTALLIK ile birlikte olur ve bu ilişkiden BENİ KANDIRDILAR doğar.
(Parayı kaybetmenin tüm faturası ya sisteme, ya finansal kuruluşa ya da üçüncü bir şahsa çıkarılır.)

Nörolojik olarak bilmiyoruz ama davranışsal finans açısından masum Türk'ün finansal karar verme şekli budur. Buna kısaca finansal cehaletin psikolojisi de diyebiliriz.

Yatırım kararı verirken analizleri, yorumları veya Buffett-Soros sözlerini boşverin. KENDİNE GÜVEN ve CEHALET'in yasak ilişkisiyle başlayan ve BENİ KANDIRDILAR ile biten yukarıdaki hikayeyi hatırlayın.

7 Nisan 2016 Perşembe

Bizim küvetin kaptanı!

Şirketlerimiz dünyayı değiştirme hayaliyle yaşayan uzmanlarla dolu. Hepsi akıllı, bilgili, modern, kültürlü ve çalışkan. Ama dünyayı değiştirme basit bir mesele değil. Durmadan konuşmakla, yeni yorum getirmekle, yeniden tanımlamakla, tefekkürle ya da düşünüp taşınmakla dünya değişmiyor. O nedenle şirketler en parlak insanları işe almak için büyük çaba harcıyorlar. Başka bir açıdan söylersek, herhangi bir şirkette çalışma başarısı gösteren insanlar diğer adaylardan daha parlaklar. Daha akıllılar, ne istediklerini daha iyi biliyorlar, geleceği planlama kabiliyetleri daha yüksek, teknolojiyi kullanma becerileri gelişmiş ve para için daha fazlasını yapmaya her zaman hazırlar. Neredeyse tüm şirketlerimiz bu tür insanlarla dolu. İş bulamayanlar ise muhtemelen bulanlar kadar yetenekli değil. Ne dersiniz, sizce de öyle mi?

İş hayatına yeni başlayan, basamakları başarıyla tırmanan ya da başarıya ulaşmış arkadaşım. Zekasıyla, konuşma becerisiyle, proaktif düşünce kapasitesiyle, iletişim yeteneğiyle ve hırsıyla kendini diğerlerinden üstün gören arkadaşım. Şirketlerin uzmanlık isteyen işlerini yapan kişilerin %90'ından fazlası olan sizler. Bir üniversiteyi bitirip iş hayatının basamaklarını tırmanan insanlar. Siz kendinizi gördüğünüz ya da başkalarının sizi gördüğü o kişi değilsiniz. Siz başarısızsınız.

Kendini ilk kez tanımak istiyorsan, kendin hakkındaki bu acı gerçeği öğrenmek istiyorsan, aşağıda geçmiş ve gelecekteki hayatının kısa bir kesitini göreceksin.

1- Çok zekisin!
Değerli arkadaşım, bugün herkes biliyor ki, bir iş bulmak istiyorsan, diğerlerinden daha zeki olmak zorundasın. Basit bir devlet dairesinden en ileri şirketlere kadar, bir iş bulmak için yetenek testini geçmen gerekiyor. Sen bu testi geçtiğin için işi kaptın. Diğerleri geçemedikleri için başarısız oldular. Bu işi sen sonuna kadar hak ettin. Ama ben öyle düşünmüyorum. Neden mi?

Çünkü sana muhtemelen şöyle bir soru soruldu:
1, 5, 11, 19... Sıradaki rakamlar hangileridir?
Sen, diğerlerinden daha akıllı olduğun için kuralı hemen buldun:
İlk sayı ile ikinci arasındaki fark 4, ikinci ile üçüncü arasındaki 6, üçüncü ile dördünce arasındaki 8. Takip edilmesi gereken kural bu. Öyleyse sıradaki sayı 29, sonraki 41, sonraki de 55 olmalı. Olabilir. Ama biraz daha akıllı biri olsaydın şöyle de düşünebilirdin:
Değerin karesi alınır, ilk değerle toplanır ve 1 çıkarılır. İlk sırada 1 var, 1'in karesi artı 1 eksi 1 sonuç 1 eder. İkinci sıra 2, karesi 4, artı 2, eksi 1, eder 5. Üçüncü sıra 3, karesi 9, artı 3, eksi 1, eder 11. Bu kuralla devam edersen beşinci sayı 29, altıncı sayı 41, sonraki de 55 eder. Seninkiyle aynı çözüm gibi görünüyor ama seninkinden daha zekice, değil mi?
Ya da aşağıdaki çözümler de doğru olabilirdi:
1, 5, 11, 19, 1, 5, 11, 19...
1, 5, 11, 19, 20, 25, 36, 54...
Benim sıralamam da şu şekilde:
1, 5, 11, 19, 3, 3, 4, 167...
Sonuç olarak, sistem seni diğerlerinden başarılı kılarken ilk kuralı baz aldı. Oysa diğerleri de doğruydu. Matematik ve felsefe uzmanlarına, yani bu soruya en doğru cevabı verecek kişilere bu soruyu sorarsak şu yanıtı alırız: "Bir dizinin yanlış devamı olmazsa doğru devamı da olmaz." Yani ne diyor biliyor musun, sayı dizisine ne yazarsan yaz, doğru olacaktır.

Sen sadece seni değerlendiren insan da mankafa olduğu için o işi kaptın, unutma. Sen akıllı değil sadece seni değerlendirenlerin kurallarını önceden sezme ve o kurallara uyma becerisi gösteren birisin. Çünkü çalışma hayatın boyunca hangi kurallara uyman gerektiğine de yine onlar karar verecek. Sen dünyayı değiştiremezsin; değiştirebilecek gücün olsaydı o testte zaten başarısız olur ve o işte çalışmıyor olurdun.

2- Çok ikna edicisin!
Yetenek testini geçtin, şimdi sıra mülakatta. Bakalım sorularımıza nasıl yanıt vereceksin? Biliyorsun ki en ikna edici yanıtı vereni işe alacağız. İşte sorun geliyor: 10 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

Evde ayna karşısında cevap verdiğin sorulardan biri muhtemelen. Masada duran özgeçmişiniz ile verdiğiniz yanıtın çelişmemesi gerekiyor. Sağlam kişilikli biri olduğunuzu gösteren bir yanıt olmalı. Bir hikaye anlatmalısınız ve bu hikaye amacınızı net olarak ortaya koymalı. Makul, tutarlı, ikna edici, hedefe yönelik ve ana fikri olan. Mesela şöyle cümleler içerecek: "Çocukluğumdan beri... Beni her zaman etkilemiştir... Hep bunu hayal ettim... Bunun için çalıştım..."
Kendini defalarca tanımlayan ve tanımladığı kişilik kendi kişiliği ile örtüşmeyen bir hayalet olarak gezinmek seni rahatsız etmiyor mu arkadaşım? Ama işi sen kaptın. Çünkü seni değerlendiren mankafaların beklediği yanıtı verdin. Peki doğru yanıtı hiç merak ettin mi:
"10 yıl sonra aynada kendini görecek kişi ile şu anda bu soruyu yönelttiğiniz kişinin aynı kişi olup olmayacağını bilmiyorum. Nasıl biri olacağını, neler hissedeceğini, ne istediğini bilmediğim, henüz tanımadığım kişi için, yani gelecekteki ben için, neden ve nasıl plan yapayım?"

Dünyanın en akıllı filozoflarına bu soruyu sorarsan şu yanıtı verirler:
"Doğuştan bir "ben" yoktur, "ben" bizzat kişi tarafından tanımlanır, her an değişir."

Seni işe alanlar mankafa oldukları için doğru yanıtı bilmezler. O nedenle, "Artık iş senin; yarın gel başla!"

3- Çok proaktifsin!
Amirlerin sana hep aynı nasihatı verecekler: Proaktif ol! Yani başarıya götürecek eylem asıl olaydan önce olur. Olayı beklersen kaybedersin. Tam zamanında bile geç kalmış olursun. Proaktiflik, olası sorunların önceden sezilerek en iyi sonucun alınmasıdır. Günümüzde iş hayatı böyle yürür.

Görüyorum ki çok proaktifsin. Okuyor, araştırıyor, düşünüyor ve keskin öngörüler yapıyorsun. Acaba yaptığın şeyi tam olarak anlayabiliyor musun?

Mesela şirkette bir müdürün var, adı Godot. Mükemmel bir kişilik. Uzun süre sana randevu vermiyor, yılmadan devam ediyorsun ve nihayet kabul ediyor. Randevulaşıyorsunuz. Ama gelmiyor. İlkine değil, ikincisine de gelmiyor. Ama siz hayal kırıklığına uğramıyorsunuz. Orada hayal kırıklığına uğramadan öylece bekliyorsunuz. Duruma proaktif olarak hakimsiniz. Burada ne kadar çok beklersem, ileride şansım o kadar artacak. Burada beklemek proaktif olarak planlanmış bir kazan-kazan durumu. Gelirse iyi, gelmezse daha iyi.

Godot'u bekleyen kişinin sen olduğunu anlamışsındır. Kötü durumlardan ve dış faktörlerden etkilenmiyorsun. Başına gelenden daha kötüsünü düşünüyor ve kendine pozitif pay çıkarıyorsun. Doğal yetersizliklerin sonucu başaramadığın bir şey için yeni bir kavram ürettiğinin farkında bile değilsin. Düşünsene, Aztekler bu kavramı keşfetseler iki bin yıl ileride olacaklardı.

Sabırla devam ettin ve artık sen de bir yöneticisin.

4- Çok teknolojiksin!
Farkında mısın, sürekli gözün mail kutunda. Ne de olsa müdürsün artık. "Okunmamış iletiniz var" mesajını gördüğünde merakla bakıyorsun. Haberler, reklamlar, işe yaramaz, gereksiz iletiler. Zamanı çalmaktan başka işe yaramıyorlar. Beklemeye devam ediyorsun. Asıl beklediğin mail henüz gelmedi.

İçinde bulunduğunuz durumu düşünme yeteneğinden yoksunsunuz. Özgür olmama duygunuzu hissetmek istemiyorsunuz. Bağımlı olduğunuzu fark ediyorsunuz ama yarın burada oturup yine onlarca maile bakacağınızı da.

İşte, tam olarak patronun aradığı kişi sensin. Önündeki monoton, sıkıcı, budalaca sürekli tekrarladığı döngüye son verme özgürlüğüne sahip olduğunu bilen ama bunu asla yapamayan biri. Hayvanat bahçesindeki kafesinde dönüp duran maymun gibi. Zavallı maymun bütün gün manyak gibi dolanır durur; ama bunu neden yaptığını düşünecek olursa kendisine lanet okumaz.

Aslında kaptansınız ama açık deniz değil; küvetinizin. Bu durumdan kurtulmak için bulacağınız tüm çözümler sadece bağımlılığınızın daha fazla güçlenmesine sebep olacak.

Ne olursa olsun, sen artık bir yöneticisin. Maillerinize hızlı yanıt verenler astlarınız, geç verenler üstleriniz. Bekletmekten daha iyi bir metot var mı birisini itaatli kılmak için?

Bıktım artık bu işlerden!

5- Çok hırslısın!
Çalış, çalış, nereye kadar. Ne yapsan beğenilmiyor. Bıktın artık. Bir liraları üst üste koyarak nasıl zengin olacaksın?

Yıllardır her gün kafanı aynı düşüncenin meşgul ettiğini biliyorum: 10 milyonum olsa bir daha asla çalışmam. Çok mantıklı. Kim çalışır ki? Ama sorun o değil. Sorun senin hayallerinin bile mankafaca olduğu. Çünkü mantığın matematikten önce geldiğini hala anlayamamışsın.

10 milyonum olsa çalışmam diyorsun. Kabul. Peki 9.999.999 liran olsa çalışır mısın? 1 liranın lafı mı olur, di mi? O da kabul. 9.999.998 liran olsa çalışır mısın? 2 lira da önemli değil diyorsun. Peki 1 liraları çıkararak kaça kadar düşebilirsin? 8 milyona kadar. Kabul. 7.999.999 liran olsa çalışır mısın? 1 liranın lafı olmaz herhalde. 7.999.998 olsa? Dalga geçme dediğini duyar gibiyim. Benim tek yaptığım, hayat hakkındaki malumatını somutlaştırmak. Rahat bir yaşam için alt sınırını anlamaya çalışıyorum.

10'dan 8 milyona birkaç saniyede düştün, demek ki 2 milyon senin için önemli değilmiş. Hakikaten tuhaf bir insansın; sanıyorum arzu ettiğin parayı biriktirmen için yapman gereken şey ömür boyu çalışmak.

Filozoflar ne diyor, biliyor musun: Para için çalışmaya başladığın an, hobilerin bile amaca hizmet eden bir araca dönüşür. Sadece işine yabancılaşmakla kalmazsın, hayata da yabancılaşırsın. Unutma ki, 1 liranın eksikliğinin önemli olduğu bir alt sınır yoktur. En azından bu sınırı tanımlayamazsın.

Değerli arkadaşım, işte yaşayıp yaşayacağın hayat budur. Sen o iş bulamayan insandan daha akıllı ve zeki değilsin. O iş bulamayan insandan daha fazla dünyayı değiştirmeye muktedir de değilsin. Sadece patronun kurallarını önceden sezmeye ve onlara uymaya herkesten daha isteklisin, hepsi o.


5 Nisan 2016 Salı

Her konuya yorum yapma becerisine sahip insanın 7 kişilik özelliği!

Ortalama eğitim seviyesinin 7 yıl olduğu bir ülkede herkesin her şeyi biliyor olması size de tuhaf gelmiyor mu? Sosyal medyadan anladığımız kadarıyla herkes ekonomist, herkes dış ilişkiler uzmanı, herkes savcı, herkes sosyolog, kısaca herkes her şey. Her konuda yorum yapabilme becerisine sahip ve muhtemelen bir tek bizim ülkemizde yaşayan nadir bir insan türüne sahibiz. Eğitimli toplumlar bu insan türüne gerzek, ahmak ya da mankafa diyorlar. Gerçekten farklı bir tür.

Sosyal medyayı her açtığınızda, ofiste çalışırken ya da iletişim içinde olduğunuz bir ortamda bu insan türü mutlaka sizin de karşınıza çıkıyordur. Akıl öğretiyor, ahkam kesiyor, yanlış düşündüğünüzü söylüyor, hainlikle suçluyor, o da yetmezse küfür ediyor, vesaire. İsmini siz koyabilirsiniz; biz, merak edenler için bu insan türünün kişilik özelliklerini sıralamakla yetineceğiz.

Her şeye yorum yapma becerisine sahip insanın 7 kişilik özelliği:

1- Aptallık
Bu insan türünün en temel özelliği aptallıktır. Yani kendi çıkarlarına karşı bilinçsizce davranma becerisine sahiptirler. Amaçlarını son derece bilinçli olarak oluştururlarken, amaçlara ulaşmak için bilinçsiz bir çaba içine girerler. Aptallığı yok eden ve modern dünyanın kültür dediği şey, onlar için başarısız bir girişimden ibarettir. Unutulmamalıdır ki, aptallık zeka ile ilgili bir kusur değil, bilinçli bir iradi zayıflıktır.

2- Başarısızlıkları ile başarılı insan tipi
Mesela ekonomi yorumu yapıp da öngörüsü gerçekleşen insan tipinin başlıca özelliği budur. Kapıyı kapamak isteyen insan yerinden kalkar, kapıya doğru yürür ve kapıyı kapatır. Bu tür insan ise kapıyı kapatmak için yerinden kalkar, ayağı takılıp düşer, kafası kapıya çarpar ve kapı kapanır; o da şansı yaver gittiyse. Yani bu tür insanlar için başarı aptalca bir tesadüftür. İsabetli hatalar yaparak başarısızlıkları ile başarılı olurlar. S.Zizek diyor ya hani, bu insanların ihtimal eşiğini geçip gerçekleşen eylemleri sadece bönlük taşır diye. Haklı. Zaten Nirvana da bu tür insanlar için vardır: Kendisine ulaşmak için bir dolu nafile çaba gösterilen ama bir türlü ulaşılamayan yer.

3- Post Festum ilkesi
Bu insan türünün gizli doğasında post festum ilkesi vardır. Yani geriye dönüş ilkesi. Kısaca anlamı şudur: Gerzekliği anlamak için gerekli olan bilgiyi toplamadan önce gerzek olamazsın. Yani sen gerzek olduğunun farkında olmadığın için her şeye yorum yapabilme becerisine sahipsin. Hani Romalı demiş ya; factum stultus cognoscit, yani gerzek hatasını eylemden sonra anlar diye. Bunlarda bu süre oldukça uzundur.

4- Quia ineptum est ilkesi
Bu insan türü inandığı gerçeklere, doğru temellere oturduğu için değil, quia enptum est olduğu için inanır. Yani absürt, kaçık ve imkansız olduğu için. Bu insanlar için davranış ve inanç bir arada yürüyemez. Onlara göre bilgi inanca karşıdır. Yani kısaca bilmezler ama inanırlar.

5- Verimli yanlış anlama ilkesi
Şu fıkra bu ilkeyi güzel anlatır. Bizimki Amerika'ya gitmiş. Yolda yürürken karşısına güzel bir ev çıkmış. Yoldan geçen adama "Bu ev kimin?"diye sorar. Adam, "I dont understand" diye yanıtlar. Yürümeye devam eder ve denizde büyük bir gemi görür. Yoldan geçen başka bir adama, "Bu gemi kimin?" diye sorar. Adam, "I dont understand" der. Yürümeye devam eder ve bir cenaze merasimi görür. Orada duran bir adama, "Bu cenaze kimin?" diye sorar. Adam, "I dont understand" diye cevap verir yine. Bizimkisi aynen şöyle der: "Ya, I dont understand efendi, giderken götüreceğin bir tabut, bir kefen."

6- Cehalet-saadet ilişkisi
Cehalet ve saadet arasında yakın bir ilişki vardır. Bu tür insanlar aptal oldukları için bunu kavrayamazlar. Kavradıkları anda saadetlerinin sonu gelmiş demektir. Şu fıkra daha iyi özetler: Bizimkisi, bir horoz ve dört tavuğu yoldan geçen birine satar. Adamın hiç parası olmadığı için bizimkisi tavukları verip horozu para gelinceye kadar rehin tutar. Aman sıkı tut canım!

7- Megara mantığı
Bu tür insanlar Eukleides'in kurduğu Megara ekolünün mantığına sahiptirler. Aptallığı ile ünlü bu şehrin okulunda insanlara tek bir şey öğretilirmiş: Haksız bile olsan hakkını ara. Yani bu insanlara laf anlatman mümkün değildir; o nedenle boşuna uğraşma bence.

Her şeye yorum yapma becerisine sahip bu insan türüne biz bir isim bulamadık; belki siz bulursunuz?