18 Ekim 2016 Salı

Ankara Escort Bayanklar Kaliteli Birliktelik Sunar

Kaliteli birliktelik inşa etmek inşalara vermiş olduğu mutluluğu en ön evrede yer etmektedir ve bu anlamda da sizler de çoğalış kalıcı olarak bu mutluluğu ele alabilecek kendinize ayırmış olduğunuz bu süreç içerisinde de her süre daha güzel bir biçimde cinsel deneyimleri de elde edeceksiniz. İşte bu sebeple sitemiz de sizler benzeri kaliteli bir birliktelik hayatını sürdürmek talep eden bayan arkadaşlarımız bulunmaktadır ve bu anlamda da sizler benzeri tek olarak cinselliğe susamış olan bu harika kadınlarla beraber daha güzel bir biçimde bu anlamda eğlenceyi en üst düzeye de çıkartabilmektedirler. Onlar için mühim olan bu eğlence zamanı her daim daha güzel bir biçimde yaşamda size karşı güzellikleri yer etmektedirler ve sizler de çoğalış bu harika değerleri daha güzel bir biçimde ele alarak çoğalış hayattan kocaman bir zevk duyabileceksiniz. Ankara bayan escort ile çoğalış daha çok eğlenceyi üstleneceksiniz ve kendinize olan özgüveniniz d bu harika güzellikte ki kadınlarla en güzel hale dönecektir. Onlar da en azın sizin civarı yalnızlar ve bu anlamda da mutlu edebilecek adam beklentisi içerisine girmektedirler. Sizler de bu mutluluğu ele almak yerine onlarla beraber olarak epeyce güzel bir biçimde eğlenceyi ele alabilecek ve bu anlamda da kendinize daha güzel bir biçimde de harika süre sürecini hazırlayabileceksiniz. Size getirilen bu harika kıymetler ile beraber her süre sizler de en güzel keyifleri alabilecek mutluluğu öyle ki resmedebileceksiniz. Nedeni Ise yöntemde sokakta bile karşınıza çıkamayacak güzellikte olan bu kızlar itinayla seçilmiş ve site içerisinde yerlerini almışlardır. Her gün onlarca duyuru gelmektedir fakat bizler en az sizler civarı seçici olduğumuz için bu vaziyette daha çok bir biçimde temkinli seçici oluyoruz ve bu anlamda da çoğalış sizler de tercih ile ilgili en iyisine sahip olabileceksiniz. Harika fiziklere sahip olan Ankara escort ile daha huzurlu bir anı yaşayabilecek her süre sizler de cinsel deneyimlerinizi en güzel biçimde elde edebileceksiniz. Size getirilen bu güzel deneyimler ile eşliğinde de çoğalış yatak performansınız da en üst seviyeye geliyor olacak ve kendinize olan değerleriniz ayırmış olduğunuz süre yaşama bakış açınızı bir defa daha toparlamış olacaktır. Özgüveninizi ele alarak kendinize getirilen bu güzel deneyimlerle çoğalış kendinize en güzel biçimde daha güzel bir zaman geçirebilecek bu anlamda da işin yorgunluğu stresinizi de en güzel derece de atmış olabileceksiniz. Gün içerisin de yaşamış olduğunuz tüm streslerden kurtulmak yerine kendinize ayıracak olduğunuz bu süre içerisinde her süre daha güzel bir biçimde değerleri ele alabileceksiniz ve böylece de sizler de çoğalış günün yorgunluğunu bir kenara bırakarak Ankara Çankaya escort arkadaşlarımız ile beraber daha çok mutluluğu ele alacaksınız. Stressiz bir gün geçirmeniz ile beraber de sonrası gün yaşama tekrar başladığınız da kendinizi epeyce kuvvetli hissedeceksiniz ve bu anlamda da kendinize olan özgüveniniz ile beraber daha güzel bir biçimde tekrar iş yaşamına başlayabilecek. Benzer zamanda da kadınlara karşı olan bu harika deneyiminiz yardımıyla de her daim yata performansınızı en üst seviye de bulundurarak onları daha güzel bir biçimde baştan çıkartabileceksiniz. Kadınları anlamın en pratik yöntemlerinden biriside onlarla beraber yatak performansınızı en güzel şekle getirmeniz olacaktır ve onları mutlu ettikçe de sizler de daha çok mutluluğu elde edebileceksiniz. Bu güzel deneyimler ile beraber çoğalış sizler de çapkın erkekler olarak yerinizi alacaksınız ve kadınları daha güzel bir biçimde anlayarak onlara karşıda her daim mutlu etme planlarınızı yürüterek centilmenliği de ön planda tutabileceksiniz.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Konya Escort Bayanlar Temiz Ve Bakımlıdırlar

Konya escort bayan sitemiz ile yıllardır bu kapsamda vermiş olduğumuz tanıtım hizmetleri doğrultusunda Konya'da hayatını sürdüren en güzel ve en kışkırtıcı bayan eskortların bir araya getirildiği ve bunun için dayalı olarak siz Konya'da hayatını sürdüren erkeklere özel olarak tasarladığımız web sitesiyle istediğiniz bayan eskortun web sitesine girerek en güzel kızlarla birebir telefon bağlantısı kurup buluşma talebinizi oluşturabilirsiniz.Bilindiği üzere bayanlar kocaları ile yatakta seks anında her zaman sakin ve romantik bir cinsel birliktelik ister, erkekler ise her zaman daha fazlasını istedikleri için eşleri aracılığıyla birçok hoşnutlukla karşılanmayabilmekte.Erkekler yavaş seksten fazladan fantezili ve sert bir ilişki hayatını sürdürmek istedikleri için eşleri veya sevgilileri yatakta seks anında çeşitli fanteziler hayatını sürdürmek yerine attıkları adımda genellikle hayal kırıklığına uğrayabilmektedirler.Bundan dolayı en kısa çözüm olarak fantezilerini kolay bir şekilde yaşayabilecekleri bayan eskortlarla tanışma faslına geçip kendileri ile limitsiz ve sert bir seks hayatını sürdürmek yerine buluşma oluşturarak muazzam anlar yaşamaktadırlar.Bayan eskort sitelerine ulaşım yapan erkekler diledikleri fizik, saç rengi, kilo ve yaş oranına göre beğendikleri bayan eskortlarla bağlantıya geçerek anında randevusunu oluşturarak sıcak bir geceye ön hazırlıklarını yapabilmekteler.

Konya RUS ESKORT BAYANLAR İLE SINIRSIZ SEKS

Hemen yukarıda belirttiğimiz üzere bayan eskort sitelerini tercih eden kişiler çoğunlukla eşleriyle mutsuzluk hayatını sürdüren veya sevgilileri ile sorunları meydana iştirak eden bireylerin seks manasında çözüm olarak buldukları çare olmakta.Bayan eskort siteleri bu kapsamda pekçok evlilik veya ilişkinin de kurtulmasında oldukça kocaman bir rol oynamaktadır.Bizlerde bu kapsamda Konya escort adı altında vermiş olduğumuz hizmetler sayesinde siz değerler Konya'lu erkekler için en güzel ve en kışkırtıcı hatunları bir araya getirerek model listemizde karşınıza çıkarıyoruz.Türk güzellerin yanında aynı zaman'da Türk erkeklerinin hayran oldukları güzel Rus bayanları da model listemizde barındırmaktayız.Tamam uzun boylu güzel bacaklara sahip ve süper fizikli Rus bayan eskortlarla istediğiniz kadar seks yapabilir ve memnun kaldığınız takdirde aynı eskortla tekrar seks yapabilme olanağına sahip olabilirsiniz.Tamamen size olan bu karar doğrultusunda isterseniz grup seks dahilinde iki Rus bayanla beraber cinsel bir beraberlik yaşayabilirsiniz.

Rus bayan eskort kapsamında Konya'da hayatını sürdüren ve hizmet verici en güzel Rusların bir araya geldiği web sitemiz tamamıyla bedava bir altyapıya sahip olup, rastgele bir azalık bile gerektirmeyen bir yapıda olmaktadır.Yapmanız gerekli olan bir birşey Konya escort bayan web sitemize ulaşım sağladıktan hemen daha sonra model listesine ulaşım sağlamak ve hemen sonrasında karşınıza çıkan model listesinden istediğiniz bayan eskort profillerine bedava bir şekilde ulaşım sağlayarak kendileri ile ilgilenen bütün detaylı verilere sahip olabilmektesiniz.Bilgilerin yanında aynı zaman'da o profile sahip bayan eskortun tamamıyla hakikat resimlerinden meydana gelen galeri sahasını da sansürsüz ve engelleme olmadan kolay bir şekilde dolaşabilirsiniz.

TEMİZ, BAKIMLI VE SAĞLIKLI Konya BAYAN ESKORTLAR

Web sitemizde yer alan bayan eskortların tamamı itinayla seçilmiş ve tabiri caizse boş kadınlardan oluşmamaktadır.Her biri erkeğini yatakta sevinçli etmesini alim ve aynı zaman'da hemen her fanteziye açık meydana iştirak eden bayan eskortlar sayesinde sizlerde güzel bir gece geçirerek yıllarca dostlarınıza anlatacak güzel anlara sahip olabilirsiniz.Tamamı temiz ve bakımlı meydana iştirak eden bayan eskortlarımız haftalık ve aylık olmak üzere iki çeşitli sağlık kontrolünden sürekli olarak geçerek Konya'lu erkeklere güven aşılamaktadır.Sizlerde daha çok beklemeden istediğiniz bayan eskortun profiline girerek kendilerin ilişkin iletişim numaralarından arayıp birebir arabayı bile olmadan anlaşarak süper bir geceye yönelik bütün hazırlıklarınızı yapabilirsiniz.

17 Eylül 2016 Cumartesi

Türk futbolundaki başarısızlığın asıl nedeni!

Dünya Küba'nın kanser aşısını bedava dağıttığı konusuna odaklanırken biz günde sekiz saat futbol muhabbetindeyiz. Resmi verilere göre, 600 bin lisanslı futbolcu, 11 bin lisanslı antrenör ve 6 bin lisanslı hakeme karşın (resmi olmayan kesin tahminlere göre!) 60 milyon taraftar, 11 milyon civarı lisanssız antrenör ve 6 milyon dolaylarında hakeme sahibiz. İlgi bu kadar yüksekken bile ortada maalesef somut bir başarı yok. Tek somut başarı başarısızlığın yarattığı gerginlik ve aşağılama kültürü. Peki ama sorun nerede?

Türk futbolunda başarısızlığın sebepleri üzerine çok şey söylenebilir. Ama biz bunların hiçbirini yapmayacağız. Çok daha farklı bir noktaya dikkat çekerek cevabı okuyucuya bırakacağız.

Dikkat, anlama, öğrenme, muhakeme, problem çözme ve karar verme gibi bilişsel süreçleri içeren futbol oyununda başarı bilginin işlenmesi gerçeğine dayanır. Bu tüm bilimsel otoritelerin kabul ettiği bir futbol gerçeğidir. Yani bir futbolcunun (futbolcu olduğuna göre fiziksel özelliklerinin uygun olduğunu varsayarsak) başarılı olabilmesi için, işiyle ilgili olan bilgiyi anlayıp muhakeme ederek sonunda en doğru karara bağlayacak yeteneğinin gelişmiş olması gerekiyor. Yani başarı için ayak tenisini iyi oynamak yeterli değil. Öngörülemez bir futbol oyununun her anında ortaya çıkan bilgiyi işleyip karara bağlayabilmek gerekiyor. İşte Türk futbolundaki başarısızlığın temel sebebi budur: Bilişsel yetersizlik!

Türk futbol tarihinin iRRasyonel'e göre belki de en önemli bilimsel araştırması 2014 yılında yapıldı. Sosyologlar E.Afacan, H.Bal, H.Gümüşdağ ve G.Çobanoğlu, Manisa'da yer alan 5 futbol kulübünün sporcularının katıldığı bir araştırma yaptılar. Yeni Salihlispor, Yeni Turgutluspor, Akhisar Belediyespor, Soma Linyitspor ve Vestel Manisaspor'un 111 futbolcusu ile yüz yüze görüştüler ve bulgularını "Sosyolojik açıdan futbol ve profesyonellik" adındaki makaleleri ile yayınladılar. Sporun entelektüel yönüyle ilgilenilmeyen bir ülkede yaşadığımız için makale elbette ki kimsenin dikkatini çekmedi. Ama ortaya çıkardıkları gerçekler son derece çarpıcıydı.

111 futbolcuya kendi işleri yani futbolu hangi düzeyde algıladıkları ile ilgili basit bir soru soruldu. Acaba futbol yönetmeliğini kaç futbolcu okumuştu? 12 yıldan daha uzun süredir profesyonel futbol oynayan futbolculardan sadece %17'si okuduğunu belirtmişti. Daha düşük profesyonellik seviyesine sahip olanlarda yönetmeliği okuma oranı daha da düşüktü. Kabaca bir hesaplamayla her on futbolcudan sadece biri futbol yönetmeliğini okumuştu. Buradan şu sonucu çıkarmak oldukça mümkün. Profesyonel olarak (emek karşılığı para) yapılan bir işte, işinin yazılı kurallarının ne olduğunu futbolcuların sadece %10'u merak ediyor. Buna kendi işine saygısızlık, bilinçsizce davranma ya da nasıl olsa biri biliyordur yanılsaması diyebilirsiniz elbette ama ortaya çıkardığı sonuç bilişsel yetersizliktir.

Sosyologlar daha sonra futbolculara başka bir soru yönelttiler. Bir futbol maçının başlayabilmesi için en az 9 oyuncusunun olması gerektiği kuralını biliyor muydular? 111 futbolcu içinde üniversitede okuyan ya da mezun olmuş küçük bir azınlığın sadece %19'u bu kuralı biliyordu. Diğerlerinin böyle bir kuraldan haberleri bile yoktu. Kabaca bir hesaplamayla yine her on futbolcudan sadece biri maçın başlaması için böyle bir kural olduğunun bilincindeydi.

Profesyonel olduğunu iddia eden futbolcuların kendi işlerinin en temel kurallarını bile öğrenmeyi gerekli görmemiş olmaları bilişsel yeteneklerinin nasıl bir gelişme trendi izleyeceği konusunda herhalde yeterli fikri veriyordur. Futbolun en basit kurallarını bile bilmeyen, onları okumaktan aciz kalmış insanlardan maçın en kritik anında doğru karar vermesi bekleniyor. Böyle bir vizyona sahip olmadıkları her yönüyle ortadayken. Şerefli mağlubiyet denilen oyun üstünlüğünün olduğu maçlarda skor üstünlüğünün oluşmaması olgusunun sebebinin bilişsel yetersizlikler olduğunu bile hala fark edemiyoruz. Oyuncusu, yorumcusu ve seyircisi için "bilişsel pasolig" gerektiren gerçekten büyük bir futbol piyasasına sahibiz.

Futbolcu kardeşim, bu veriler tek bir şeyi işaret ediyor, alınma ama bilişsel yetersizsin. Bilgiyi alma, anlama, dikkat gösterme, muhakeme etme, problem çözme ve karar alma yeteneğin maalesef yetersiz. Sözü fazla uzatmayacağım. Hani maçtan sonra diyorsun ya, "çok güzel ortaladı, bana sadece dokunmak kaldı, dokundum gol oldu," diye. İşte, bu sosyologlar da aynısını yapmış. Bana sadece dokunmak kaldı.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Ekonomist kaçan danayı nasıl yakalar?

Bayram tatillerinde televizyonlarda "kaçan dana" haberi izlemek artık bir gelenek. Her yıl yeni teknikler eklenerek kaçan dana yakalanmaya çalışılıyor. Ekonomi bilimi de her konudan kendine bir pay çıkarmayı son zamanlarda fazla kafaya taktı. Ekonomistlere göre hemen her sorunun iktisadi bir çözümü varmış... Ne diyelim öyle olsun. Daha kendi yarattığı sorunları çözemeyen bir bilim dalı hayatın ger kalan problemlerini nasıl çözecekse...

Neyse, bu sorunun yanıtını şimdilik boş verelim ve iktisadın hayatın tüm problemlerini çözeceği masalına kendimizi kaptıralım. Mesela soru kaçan danayı yakalamak olsaydı, acaba ekonomistler sorunu nasıl çözerlerdi?

İşte yanıtı:

Ekonomist kaçan danayı nasıl yakalar?

1- Keynesyen Ekonomist
Eğer Keynesyen bir iktisatçı iseniz kaçan dana görünmez el vasıtasıyla dönüp size gelecektir. Eğer gelmediyse küçük bir devlet yardımı danayı size getirecektir. Polis kaçan danaya ateş eder ve dana birkaç dakika sonra yanınızdadır. Tabi ölü olarak.

2- Marksist Ekonomist
Bu tür ekonomistlere göre emek kutsaldır ve ne olursa olsun sermaye karşısında mücadelesine devam etmelidir. Eğer Marksist bir ekonomist iseniz, dananın peşinde koşmaktan yorulsanız bile durmamalısınız, dana yorulana kadar peşinden koşup yakalamanız gerekiyor.

3- Davranışsal Ekonomist
Bu tür ekonomistlere göre dana, sahibinin irrasyonel davranışları nedeniyle kaçmıştır. Öyleyse doğru bir irrasyonel davranışla da geri gelecektir. Eğer bir davranışsal ekonomist iseniz yapmanız gereken danadan kaçmak. Çünkü bu ekonomistlere göre kaçan kovalanır mantığı tek çözümdür. Er geç dana size dönüp gelecektir.

4- Anarko-kapitalist Ekonomist
Anarko-kapitalistler, piyasanın dinamiklerinin devlet kontrolü olmadan özgürce işlediği bir toplum arzularlar. Bu tarz bir ekonomist iseniz işiniz çok kolay. Akşam birkaç bardak içip danayı arayın. Gelirse gelir, gelmezse dünyadaki tek dana o değil ya. Aşkın da repo gibi tek gecelikmiş!

5- Mikro İktisatçı Ekonomist
Bu ekol ekonomiyi tüketiciler, firmalar ve endüstriler düzeyinde inceler. Bu türe ait ekonomistlerin dana kaçtığında buldukları çözüm, "Alo dana yakalama hattı"nı aramaktır. Danayı üreten şirket kaçan dananın nasıl yakalanacağını da hesaba katmıştır mutlaka.

6- İşletme İktisatı Ekonomisti
Bu ekole göre dana ile ilgili tüm sorunların işletme çatısı altında çözülmesi rantabl değildir; Muhasebecilik yapan şirketin bilgisayar üretmeyip dışarıdan alması gibi. Eğer siz de bu ekole ait bir ekonomist iseniz yapmanız gereken İspanya'dan bir matador "outsourcing etmek".

7- Neo-keynesyen Ekonomist
Bu ekole göre ekonomi yoldan çıktıysa yola sokmak için devlet her yolu denemelidir. Son yaşadığımız küresel kriz uygulanan çözümlerin nasıl vatandaşın sırtına atıldığını fazlasıyla gösteriyor. Eğer bu tarz bir ekonomist iseniz yapmanız gereken dana geri dönene kadar her beş dakikada bir bir adam öldürmek. Likidite ile parasal gevşekliğin kimde olduğu belli olmaz!

8- Teknik Analizci
Son dönemin favori ekonomistleri olan Teknik Analistlere göre gelecekteki veriler geçmiş veriler kullanılarak bulunabilir. Öyleyse yapmanız gereken dananın kaçarken geçtiği sokakların grafiğini çizmek. Sonra grafiğe bakarak dananın beş dakika sonra hangi sokaktan geçeceğini görür ve danayı hemen yakalarsınız. Ne demişler, dananın ölümü artan Vix'ten olsun!

9- Piyasa Analisti
Bir ekonomi kanalında gün boyu yorum yapan bir piyasa ekonomisti iseniz dananın geleceği Fed'in faiz arttırımında saklıdır. Fed faizi arttırırsa dana tıpış tıpış gelir, arttırmazsa güvercin gönderip yerini öğrenmeniz gerekiyor. Nakit akışına kurban olduğum!

10- Küçük Yatırımcı
Tüm bu bilgi kirliliği ve piyasa karmaşasından yorgun düşmüş küçük bir yatırımcı iseniz ve tek sermayeniz de kaçan danaysa, yapabileceğiniz tek şey danadan hızlı koşup, birazdan geçeceği yere bir engel (stoploss) koymaktır. Yoksa danaya elveda demeniz gerekiyor. Ama yine de panik yapmayın, pozisyonu veren Allah stopunu da verir!

Biz yöntemleri açıkladık. Artık kaçan danayı istediğiniz yöntemle yakalayabilirsiniz. Yalnız şunu hatırlamakta fayda var; yirmi yıldır piyasayı izliyoruz, daha kaçan danayı yakalayan bir ekonomist hiç görmedik.

İyi bayramlar...

10 Eylül 2016 Cumartesi

Ekonomiyi Matrix'e çeviren 4 ekonomi yorumcusu türü!

Merrill Lynch adındaki yatırım bankasında görevli ekonomistler %20-50 ihtimalle Matrix'te yaşadığımız sonucunu ulaşmışlar. Bir süredir karmaşık matematiksel denklemlerle kafayı bozan ekonomi biliminin kafayı üşütme noktasına gelmesi aslında pek de şaşılacak bir şey değil. Peki ama dünyanın en önemli yatırım bankasını böyle bir rapor yayınlama noktasına getiren kafa yapısına nasıl geldik dersiniz?

Piyasaların gelişmesiyle ekonomi bilimi de farklı bir algılamaya sahip oldu. Son otuz kırk yıl içinde Nobel Ekonomi Ödülü verilen hemen hemen tüm projelerin piyasa tarafından başarısız kılınmasında da gördüğümüz bu algılama ekonomiyi son derece sanal bir hale getirdi. Son yıllarda ülkemiz de bu gelişmelerden fazlasıyla nasibini aldı ve biz de gelişmiş finansal piyasalar gibi ekonomiden anladığımız şeyi bu algılama seviyesine indirdik.

Bu algılama şekli 4 ayaktan oluşuyor ve ekonomistler tarafından pazarlanıyor. Ekonomist ve analistlerin, ekonomi ve piyasalardan anladıkları bu olunca, ahali de bir süre sonra gerçeklerden uzaklaşıp Matrix bir dünyada yaşadığı yanılsamasına kapılıyor. Ekonomiyi, gerçeklikten çıkarıp sanallığa sokan ve ekonomi yorumcuları tarafından pazarlanan bu dört düşünce şeklini gelin yakından tanıyalım.

Ekonomiyi gerçeklikten Matrix'e çeviren 4 ekonomi yorumcusu türü:

1- Bilineni bilen bilmişler
Ekonominin yıllardır anlatageldiği ya da aktörlerinin algılama şekilleri ekseninde yarattığı hikayeler üzerine kurulan ekonomiyi anlama modelidir. Bu tür düşünen ekonomi yorumcuları ahaliyi sürekli tarihin ve olayların kurgulanma şekli üzerinden ekonomiyi anlamaya zorlarlar. 500 yıl önce Lale Çılgınlığında da aynı şey oldu, sizi borsada kandırıyorlar... Rothschild ve Rockefeller var ya sizin paranız onlara gidiyor... Bu borsadaki brokerları ben iyi tanırım, sizinle hep keriz diye dalga geçiyorlar... Ya da, ABD tarımdışısı arttı, işsizlik oranı düştü, Merkez faizi indirdi gibi hergün gelişen binlerce veriyi haber diye sunarlar. Sonra da ortaya bilgiden aptallaşmış bir toplum çıkar.

2- Bilineni bilmeyen bilmişler

Bu tür ekonomi yorumcuları tam bir Matrix içine sokarlar insanı. Mesela gün boyu yorum yaparlar. Konu Fed'in faizi akşam 9'da arttırıp arttırmayacağı üzerinedir. Bilgi bilimi açısından bakıldığında, Fed'in akşam faizi arttırıp arttırmayacağı bilinen bir bilgidir. Yani bu konuda yetki sahibi olan kişiler bu bilgiyi bilmektedirler. Ama sanki bu bilgi hiç bilinmiyormuşçasına, sanki henüz oynanmamış bir futbol maçıymış gibi saatlerce arttıracak mı arttırmayacak mı diye yorumlanır. Aslında aklı başında insanlar için bu tartışma dangalaklıktır. Ama Fed'in bile tam olarak ne olduğunu bilmeyen milyonlar için, ya da epistemolojik gerçeklikten haberi olmayan milyarlar için dinlenmeye değerdir. Muhtemelen başka bir yatırım bankası analistinin dediği gibi: Nobody died when Clinton lied!

3- Bilinmeyeni bilen bilmişler

Ekonomi yorumcuları içinde en büyük kısmı bunlar oluşturur. Doların ne olacağını, borsanın nereye gideceğini bilgi bilimi açısından hiç kimsenin bilebilmesi mümkün değilken bunlar bilirler. Destek şurası, direnç burası diyerek de saçmalığı soslandırırlar. Ekonominin tüm bilinmezliklerinin bilinebileceği yanılsamasına insanları inandırırlar. İşin içine bolca rakam ve grafiksel analizler ekleyerek geleceği görürler ve insanların yatırım kararlarına yön vererek ahaliyi zengin ederler. Ortak özellikleri ise tamamının fakir olmalarıdır.

4- Bilinmeyeni bilmeyen bilmişler
Bu tür yorumcuların analizlerinden örnekler vererek saçmalığın boyutunu anlamaya çalışalım. Mesela şu: "Ptesi Brainard konuşması kritik olacak." Bak yorumcu kardeşim, gerçekçi olalım: "Hiçbir b.k olmayacak!" Bu yorumumu unutma. Ekonomi senin algıladığın şey değildir. Ya da şu: "Orta vadede Çin açısından problemli bir gelişme olur." Bak yorumcu kardeşim, şu yorumuma da kulak ver: "Bir b.k olmaz!" Anneannen üşütüp hasta olur da ilaçlarını almazsa o zaman yap o yorumu da göreyim seni: "Orta vadede Anneannem açısından problemli bir gelişme olur." Gerçekliğin tahribatıdır işte bu. Ekonomiyi gerçeklikten çıkarmanın sonucudur. Ne demişler, Arap zeytinyağını bol buldu mu...

İşin kısa özeti şudur. Ekonomi gerçeklikten koparılmıştır. Bunun sonucunda Matrix'te yaşıyoruz diyen yatırım bankası raporu gelmeyecek de ne gelecek!

Sevgili Merrill Lynch, son sözüm de sana gelsin: "Writing report for Matrix is like f..king for virginity!

8 Eylül 2016 Perşembe

Büyük şeere geldik garik, garik demeyek garik!

Geçenlerde kahvede bizim köylüler kendi aralarında konuşup dururlardı. Bu Standart&Poors bizim notumuzu düşürmüş diyerekten. Yanıma geldiler. Mehmet Ağa senin ekonomi bilgin iyidir dediler. Bu Standart&Poors nedir allasen?

Evvela dedim bu Standart& Poors ne anlama geliyor onu bilmek lazım. Standart bildiğin standarttır. Poors ise yoksullar anlamına gelir. Yani standart yoksullar demek oluyor ama bizim Ege dilinde karşılığı iç güveysinden hallice olur bunun anlamı. Yani bu şirket iç güveysinden hallicedir, abartıp durmayın garik.

O zaman Mehmet Ağa dedi bizim Yanığın oğlan. İç güveysinden hallice olan şu şirket bizim notumuzu kırarmış. Şunlara bir mektup yazsan, bizimle uğraşmasalar, zaten badem bu yıl para etmiyor. Duman olcez valla.

Siz hiç merak etmeyin dedim ve aldım kağıdı kalemi elime.

Sevgili haS&Pi'cim,

Naapıp durun, iyimin? Ben küçük bir Ege köyünden yazıp dururum sana. Bizim ülkenin notunu kırmışın diye duydum. Köylü çok üzgün. Bu rating işlerinden bizim köyde anlayan tek kişi ben olduğum için sana bir mektup yazıp sitemlerimi sunayım dedim.

Amerika'nın notunu bile indirmeye cesaret edebildiğine göre sen de benim gibi ağasın. O nedenle sana bundan sonra haS&Pi Ağa (Haspi Ağa) diyeceğim. Haspi Ağa, ben badem üreten bir köyün ağasıyım. İlkokul mezunuyum. Bizim köye öteden beri iRRasyonel adında biri gelir. Belki tanırsın. Piyasaların nasıl işleyip durduğunu, psikoloji ve sosyolojisini gele gide ondan öğrendim. Biz aslında ekonomiye çok meraklı bir aileyiz. Benim kız kardeşim Ayşe vardır. Onu da duayen ekonomi gazetecisi Güngör Uras'ın yanına yerleştirdik. Ekonomi öğrenip durur onun yanında. Ayşe Teyze diye tanınır, duymuşsundur belki.

Neyse Haspicim, çok uzattım. Bizim notu indirirken yazdığın raporu okudum. Eline sağlık. Hemen diyim, köylü sana çok kızdı. Yakacak bizi bu deli oğlan dedi. Hatta bir söylenti yayıldı. Güya California bademine pazar yaratmak için yapmışın bu alavere dalavereyi. Neyse uzatmayayım, benim de sana bir çift lafım olcek. Beni bak, iyi anla diye tane tane anlatacam.

1- Senin ne anasının gözü bir yürütücü işlevin varmış!
Haspicim, psikologlar yürütücü işlev diye bir şeyden bahsedip durur. İyi yalan söylemek için kilit öneme sahiptir bu işlev. İleriyi düşünme, strateji kurma ve akıl yürütmeye ilişkin kıvraklıktır. Valla sende öyle bir yürütücü işlev var ki yalan üstüne yalan söylüyorsun. Siyasi görünüm daha parçalı olacakmış, dış borçları çevirme kabiliyeti azalmış, hani nerde. Herkes birlik oldu, borçlar da tıkır tıkır ödeniyor. Haspicim, bari bana yapma, sen gerçeğin çok iyi farkındasın ama yanlışa tutarlı bir yorum getirmek için sürekli atıyorsun. Sanki kafanda alternatif bir gerçeklik varmış gibi geliyor bana. Yoksa sen bu darbe tezgahına California bademinin fiyatını arttırmak için destek vermiş olmayasın?

2- Browne Yasasına nasıl da takıldın öyle!
Haspicim, 17.yüzyılda yaşamış İngiliz düşünür Thomas Browne seni ne güzel tarif etmiş öyle. Senin yalanının kaynağı doğuştan gelen doğruculuk içgüdünün zayıflığı değil sosyal yaşamın çarklarının dönmesi için yürüttüğün çabadandır. Notu düşürdün, baktın ki bizim köyde işler bozulmadı, 15 gün geçmeden risk düzeyimizi orta derece yüksek riskten yüksek riske döndürdün, Türk varlıklarından kaçın dedin. İstersen şimdi de çok yüksek hatta çok çok yüksek riske çıkar. Valla bizim köyde durum aslında yıllardır aynı. Bence sen yalanını sürdürerek kendini haklı çıkarmaya çalışır gibisin.

3- Sahte uzlaşma teklifini yemezler!
Bak Haspicim, notu düşürdün, sonra riskin arttığını söyledin ama bizim borsa daha da yükseldi. Demek durum tam olarak senin gördüğün gibi değilmiş. Ülkeyi teröristlerden temizlemek iyi bir şeymiş. Geçenlerde Mısır'ın notunu da bizimle aynı seviyeye çektiğini gördüm. Haberi de bize servis ettirmişin. Ne yapmak istediğini hemen anladım. Psikologlar R.Byrne ve A.Whiten buna sahte uzlaşma teklifi derler. Sosyal manipülasyon, aldatma ve kurnazlığa dayanan işbirliği ile suçunu örtpas etme ve dikkat dağıtma içindesin.Yemezler Haspicim. Sadece önyargılarınla hareket ediyorsun. Rating dediğin kredi kalitesi ve temerrüt riskini ölçerek verilir. Senin bu fikirlerinle ancak lisede münazara yapılır.

4- Zekanın sosyal işlevi nerede peki!
Haspicim, kararın modern dünyanın karar alma şekline de pek uymuyor. Darbe girişimi oldu, notu düşürelim demişsin. Güzel de, sadece o mu oldu. Darbe engellenmiş, suçlular yakalanmış, halk kenetlenmiş, demokrasi kazanmış, ülke tek yürek olmuş, vesaire vesaire. Sen bu tabloya bakınca sadece darbe olduğunu görüp notu düşürme kararı alıyorsan N.Humprey'in Zekanın Sosyal İşlevi teorisine de karşı geliyorsun. Senin zekan tarih içinde hiç mi evrilmedi. Bu halinle adada tek başına kalan Robinson'un Cuma'yı yönetmesi gibisin. Allahtan sadece Cuma gelmiş; ya Bay Pazartesi, Salı, Çarşamba da gelseydi, Bayan Perşembe ve Pazar'ı hiç saymıyorum. Haspicim, kızma ama sosyal zekan da çok düşük kalmış senin. Sen ancak Cuma'yı yönetirsin.

5- Konfabülasyona tutulmuşsun!

Haspicim, sana bir tavsiyem olacak. Ne de olsa ikimiz de ağayız. Birbirimizi anlarız. Sende aşırı düzeyde konfabülasyon var. Yani beynindeki boşlukları masallar uydurarak dolduruyorsun. Türkiye'nin siyasi görünümünün daha parçalı olması ile dış finansman ihtiyacının artacağı arasına nasıl bir hikaye yerleştirdiğini gerçekten merak ediyorum. Nörolog A.Damasio, uydurma hastalığına (konfabülasyona) yakalanmış bir kadının Falkland Savaşıyla ilgili tüm ayrıntıları anlatmasına çok şaşırır ve kadına sorar ya Falklanda hangi dil konuşuluyor diye. Kadının cevabı şudur: Falklandca. İşte, senin bu Türkiye'yi çok yakından tanıyormuşun gibi anlattığın raporun üzerine Kıbrıs'ta nece konuşuluyor diye sorsam, muhtemelen Kıbrısca diyeceksin. Haspicim, alınma ama senin hastalığın çok ilerlemiş, hemen bir hasteneye yatman gerekiyor.

Haspicim, mektubuma burada son veriyorum artık. Senin bu yazdığın raporlara ve verdiğin ratinglere bakınca senin taammüden aptal olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Yoksa bizim bademin fiyatını düşürüp California bademinin fiyatını bilerek arttırmak için bu tezgahın içine girdiğini düşüneceğim ki; senin gibi ağaya yakışmaz. Bizim köyün şu sözünü sakın aklından çıkarma e mi: Büyük şeere geldik garik, garik demeyek garik!

7 Eylül 2016 Çarşamba

Adriana Lima'nın aldatıldığı bu dünyada seni harcarlar Hatçee!

Tüm piyasa sistemini "beklenti" denilen bir zamazingonun üzerine inşa etmeyi çok güzel başardık. Artık gerçekler beklentilerin üzerine monte ediliyor. Her gün onlarca yeni beklentiyle uyanıyoruz. Enflasyon beklentisi, işsizlik beklentisi, borsa beklentisi... Hikaye hemen hemen şöyle cereyan ediyor. "Enflasyon ne çıktı; %10'mu; oh oh mühim değil; beklenti %12'ydi; beklentiden düşük geldi; hiç sorun yok; saldır borsaya!" Ya da şöyle: "İşsizlik oranı ne oldu; %12'mi; aman ne ala; beklentilerin altında; hemen borsaya!" İyi de canım kardeşim, fiyatlar %10 daha artmış, garibanın maaşı artmadı ki, nereden bulup yiyecekler? Ya da halkın %10'u işsiz kalmış, neyine seviniyorsun, kuş beyinli! 10 kişi yerine 9 kişi öldü diye sevinmek mi gerekiyor? Piyasa yorumcuları neredeyse herkesi somut gerçekliğin dışına iterek gerçeküstü bir dünyada yaşamaya zorluyor. Bir akıllı da çıkıp, "Ülen, dalga mı geçiyorsunuz?" demiyor. Gerçekten tuhaf.

Beklentilerin gerçeklerden önemli sayıldığı bu piyasa dünyasında asıl hatayı nerede yapıyoruz dersiniz? Bu sorunun yanıtını düşünen olduğunu sanmıyoruz ama biz yine de merak edenler için açıklamaya çalışalım.

1- Beklentilere göre hareket yanılsaması
Ekonomi ve piyasaların beklentilere göre hareket etmesi gerektiği gibi bir yanılsamaya sahibiz. Beklentiler paralelinde gelen gerçekleşmeler sonrasında ekonominin iyi gittiğini düşünmek gibi bir saflığımız var. Psikologların Plasebo Etkisi dedikleri durumdur bu. Hiçbir kimyasal etkisi olmayan ilaçların insanları iyileştirmesi durumu gibi. Muhtemelen ekonomi de Zeki Müren gibi bir şey; bizi görüyor!

2- Beklenti altında kaldı diye altına teneke muamelesi yapmak
Beklentiler dahilinde gelmediyse değer, altına teneke muamelesi yapılır en akıllı insanların olduğu piyasalar denilen şu garip dünyada. 31 Aralık 2006 tarihi verilerine göre Google'ın cirosu %97, karı %82 artmıştı. Ama veriler açıklandığında borsadaki değeri %31, piyasa değeri 20 milyar dolar düşmüştü. İnsanlar Google hisse senetlerinden vahşi bir hayvandan kaçar gibi kaçmışlardı. Ne mi olmuştu? Wall Street analistleri daha iyi bir sonuç bekliyorlardı. Demek o yıllarda bu motorların meal ve hadis de aradığını yatırımcılar bilmiyormuş!

3- Suçluyu değil kendini cezalandıran yatırımcı kitlesi
Piyasalardaki en aptal adam bile ekonomik verileri tahmin etmenin imkansız olduğunu bilir. Fakat gerçeklerin altında ya da üstünde gelen bir beklentinin ardından herkes akıl dışı davranmaya başlar. Beklentiyi yapan kişi, "Kötü tahminde bulundum, hata bende!" demesi gerekirken hiç böyle bir tavra girmez. Yatırımcı ise, "Bu aptal piyasaları tahmin edebilse zaten zengin olurdu, analist olmazdı!" demesi gerekirken, adeta önce kendini sonra tüm yatırımcıları cezalandırır gibi davranır. Hisse senetlerini gelecekte daha yüksek fiyata satmak varken ucuz fiyattan satıverir.

4- Kontrol edilemeyecek şeyi tahmin etme aptallığı

Hisse senedi fiyatlarını birileri tahmin ediyordu da bizim analistler mi yapamadılar? Bu kadar basit bir soruyu bile yatırımcılar kendilerine sormadan hemen atağa geçerler. 2006'da Juniper Networks hisse başına analistlerin beklentilerinin cent'in onda birinin altında bir kar açıkladığında, hisse fiyatı %21 düşmüştü. Böyle bir kitleye ne deseniz fayda etmez herhalde. Son derece akıl dışı.

5- Düşünmek hissetmekten daha zahmetlidir
Akılcı şekilde tartıp biçmek, sezgilere göre hareket etmekten çok daha fazla bilinç gerektirir. Başka şekilde söylersek, sezgileriyle hareket edenler daha az ince eleyip sık düşünür. Daha da açık söylersek, beklentide bulunanlar düşünerek değil uydurarak beklerler. Bunu öngörülemez bir durumun düşünerek öngörülemeyeceği gerçeğinden de çıkarabiliriz. Analist kardeşim, sen kendini yorma, salla gitsin!

Kısaca özetlersek, beklentiler piyasaların lezzet ikizidir; ketçap yoksa pizza lezzetsizdir, beklenti yoksa getiri azdır. Ama hepsinden önemlisi, kamyon arkasında yazan şu söz piyasa yatırımcıları için de aynen geçerlidir: Adriana Lima'nın aldatıldığı bu dünyada seni harcarlar Hatçee!

6 Eylül 2016 Salı

TED Konferansları ile 5 adımda kendini kandırma!

Son dönemlerin popüler konularından biri TED Konferansları (Tedtalks) denilen yaratıcı konuşmalar. İnternetten bir video açıyorsunuz ve karşınıza size ilham, cesaret, hayat görüşü vs. veren popüler bir kişi çıkıyor. Dersine iyi hazırlandığı için akıcı bir sunumla anlatıyor da anlatıyor. "Bugün geri kalan hayatımın ilk günü" diye düşünen milyonlarca kişi için artık yeni bir hayat başlıyor diyebiliriz. Yoksa diyemez miyiz?

Artık büyük bir pazar haline gelen TED Konferansları aslında kendini aldatmaktan öteye pek de bir işe yarıyor gibi görünmüyor. Motivasyonlarımıza ilişkin iyimserliğimiz ile kendimizi olduğumuzdan daha yeterli görme eğilimlerimizi geliştirmekten başka somut bir faydası olduğunu söylemek oldukça güç. Bu konferansları izleyerek geliştirebileceğiniz tek özelliğiniz kendinizi kandırabilme beceriniz. TED Konferansları ile kendini nasıl daha iyi kandırabileceğini merak edenler için küçük bir kullanım kılavuzu oluşturduk. İnternetten bir TED Konferansı açarak siz de uygulamalı olarak eğitimimize katılabilirsiniz.

TED Konferansları ile 5 adımda kendini kandırma:

1- Kendi becerilerinize aşırı güven duyun!
Psikolog S.Taylor, gerçekçi olmayan iyimser inançlara pozitif yanılsamalar diyor ya işte başlangıç noktamız tam da burası. Kendi beceri ve niteliklerinize duyduğunuz aşırı güven sizin pozitif yanılsamanızdır. Konuşmayı dinlemeye başladığınızda aklınıza ilk gelen şey, "başkaları bu yanılsamaya kolay düşüyor ama ben düşmem" ise kendinizi kandırmaya başlıyorsunuz demektir. Hata verdiğinde bilgisayarı açıp kapamak dışında bildiğiniz başka bir şey olmaması bir yazılım devi olmanıza engel değildir. "Benim neyim eksik kardeşim!". Artık aldığınız ilhamla kendinizi dünyayı değiştiren insanlarla eşit seviyede görebilirsiniz.

2- Hayali iyimserliğinizi oluşturun!
İkinci aşama da tam burada başlar. Kendi yeteneklerinize olan aşırı güveniniz geleceğinizin nasıl olacağına dair hislerinize de yansır. Kendiniz hakkında iyimser, başkaları hakkında kötümser düşünmeye başlarsınız. Geçmişte ne kadar sıradan bir kişi olursanız olun iyimser düşünceler zihninizi sarmaya başlamıştır. Zihninizin sadece sizle meşgul olması, sahip olduğunuz potansiyeli de abartma algınızı güçlendirir. "Ahi Evran Üniversitesinde iki yıl boş yere okumadım herhalde!" Dünyayı değiştirecek yeni lider sizsiniz artık.

3- Abartılı kontrol algınızı arttırın!
Başaramayacağımız çok açık olan şeyleri becerilerimizi kullanarak başarabileceğimize eğilimli zihnimiz performansını bulmuştur artık. Kararlarımızın dünyayı şekillendireceğini düşünmeye başlayabiliriz. Psikolog E.Aronson'un, sıradan insanın "kendime hakimim" demesi için en çok zorlanacağı yer burasıdır işte. Kişi artık kendini faydalı ve etkin bir kişi olarak görmeye başlamıştır. Başaramayacağı açık olan şeyleri başaracağına emindir. "Amcaoğlunu, enişteyi, halamgillerin işsiz kızlarını da koyarım şirkete!" Her şey kontrol altındadır, panik yok!

4- Kendinizi aldatma becerinizi yükseltin!
Şu an en kritik aşamadasınız. Aslında hala geri dönüş için yeterli algıya sahipsiniz. Devam etmek mi istiyorsunuz; öyleyse konferansı dinlemeyi sürdürün. Şu an gerçekle aranızdaki irtibatı kopartmak üzeresiniz. Yeteneklerinizin, geleceğinizin nasıl olacağı ve dış faktörler üzerindeki kontrol gücünüzün gerçekle hiçbir ilişkisinin kalmadığı noktadasınız. Psikiyatriste giderseniz klinik depresyon teşhisinin konulacağı aşamadır burası. Kendinizi gerçekliğin katılığından korumak için yüksek bir aldatma duvarının arkasına sakladınız. Psikologların "depresif realizm", spor antrenörlerinin "şampiyon gibi düşünme", iş gurularının "lider gibi düşünme" dedikleri mahalledir burası. Kendinize, dünyaya ve geleceğinize yönelik en isabetli düşüncelere sahip olduğunuz zamanları yaşıyorsunuz. Dünyayı değiştirecek yeni lider sizsiniz ve dünyayı değiştirmeye çok yakınsınız. "Bekle beni, geliyorum Amerika!" Sadece tek bir aşama kaldı öyleyse.

5- Enkaz bırakma kabiliyeti!
Ve eğitiminizin son aşamasındasınız. İlk dört aşamadaki çabaların karşılığını alacağınız aşama. Halka iyi hitap eden kişinin iyi bir başbakan olacağını düşünen milyonların yanıldığı o kritik aşama. Hani Psikolog E.Lenger'in bilimsel verilerle ortaya koyduğu aşama: Pozitif bir yanılsama ile kendine güven duyguları artan insanlar arkalarında her zaman büyük bir enkaz bırakırlar. İşte sonuç tam olarak budur. Her yıl kendine yüksek hedefler seçen milyonlarca kişi ve firmanın arkalarında bıraktıkları büyük enkaz. "Kısmet değilmiş!"

Peki ama TED konferansları kendini kandırmaktan başka bir işe yaramıyorsa neden yapılıyorlar? İşte tüm hikaye bu sorunun yanıtında saklıdır. Bu yanıt aynı zamanda yaşadığımız kapitalist dünyanın da kısa özetidir. Hayatını ekonomi tarihini araştırmaya adayan Ekonomi tarihçisi John V.Nye'nin yanıtıyla son noktayı koyalım: "İş adamlarının fazla akılcı ve duyarlı oldukları zamanlarda ülke ekonomileri durgunluk yaşar. Dinamik bir ekonomi, "şanslı aptallar" diyebileceğimiz sorumsuzca risk almaya hazır olan aşırı iyimser girişimcilere ihtiyaç duyar. Bu şanslı aptalların, hayalini kurdukları, dünyayı değiştirecek türden başarıları elde etme şansları ise neredeyse sıfırdır."

4 Eylül 2016 Pazar

Her konunun uzmanı olmak için gerekli 5 kriter!

Dünyada artık bilge insan bulmak neredeyse imkansız hale gelmişken ülkemizde en kolay şey. “Her Konunun Uzmanı” diyebileceğimiz bu kişiler hemen her yerdeler. TV, gazete, sosyal medya ve diğer mecralar bu insanlarla dolu. Her konuda bilgi ve fikre sahipler ve kendilerinden de son derece eminler. Bu insanlardan ne kadar kaçsanız boşa. Bir arkadaşınız mutlaka epostanıza birkaçının fikirlerini içeren yazılar gönderecektir. Giderek her konunun uzmanı kabusu bir ülkeye dönüyoruz.

Bu konuda yapılan ender bilimsel çalışmalardan biri Yrd.Doç.Dr.Onur Dursun’un “Köşe Yazarlığından Medya Filozofluğuna” başlıklı makalesi. Hürriyet Gazetesi yazarları Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan’ın 2014 yılı Temmuz ve Eylül arasındaki yazılarını içerik analizine tabi tutan O.Dursun çarpıcı sonuçlara ulaşmıştır. Yazarların popüler olma, takipçi sayılarını arttırma gibi amaçlar ve siyasi-iktisadi baskılar sonucunda, gündemle ilişkisiz, toplumun çeşitli sosyokültürel alanlarına ilişkin yazılar kaleme aldığı sonucuna ulaşılan makalede ortaya çıkan veriler son derece ilginçtir. Ertuğrul Özkök’ün, bu dönem içinde yazdığı 76 köşe yazısında 170 farklı konuya değindiği, bunların sadece %46’sının uzmanı olduğu Gündem-Siyaset konusunda olduğu belirlenmiştir. Değindiği diğer konular dinden cinsel konulara, modadan teknolojiye kadar farklı alanlardadır. Ahmet Hakan için de sonuçlar benzerdir. 76 köşe yazısında 309 farklı konuya değinilirken eğlence hayatından biyografiye, spordan yemeğe kadar birçok farklı alana dokunulmuştur. Peki ama nasıl?

Neden böyle olduğu üzerinde durmaya gerek yok sanıyoruz. Çünkü O.Dursun’un da belirttiği gibi nedenler çok açık. Asıl düşünülmesi gereken şey nasıl olduğu. Yani yazarları veya diğer insanları bu hale getiren bilişsel sebepler. İnsanlar nasıl oluyor da bir anda “Her Konunun Uzmanı”na dönebiliyor. Sosyal Psikoloji ve Ekonomi biliminden de destek alarak kişiyi “sıradan bir ölümlü”den “Her Konunun Uzmanı”na çeviren sebepleri açıklamaya çalışalım.

Her konunun uzmanı olmak için gerekli 5 kriter:

1- Bolluk Paradoksu
Bu ekonomi teorisi basitçe şunu der: Malı çok üretirsen değeri düşer. Bu paradoks günümüz bilgi toplumu için de geçerlidir. Nicelik, konuyu daha iyi öğrenmek için gösterdiğimiz çabanın niteliğini zayıflatır. Herhangi bir Avrupa ülkesinde günde sadece 3 haber okuyarak gündemi takip edebilirken ülkemiz için bu sayı en az 300’lerdedir. Bu kadar çok haberi okuduktan sonra kişinin insanlar ve olaylar eksenini aşıp kavramlara ulaşması bile neredeyse imkansızdır. İşte, gündemi takip edeyim derken insanlar ve olaylar arasına sıkışan beynin yapabileceği en iyi üretim olaylar ve insanlar arasında ilişki bulmak, bulamayınca da yaratmaktır. Bu da insanı konudan konuya zıplatır durur. Sonra bir de bakmışsınız ki her konunun uzmanı oldum!

2- Metaforlarla düşünmek
Sosyal medya herkesi metaforlarla düşünen yaratıklara çevirdi. Bağımsızlık, insan hakları, basın özgürlüğü, sosyal devlet denildiğinde iki kelime akıl yürütemeyen milyonlarca insan “hayat bir yolculuktur”, “en büyük Fener”, “dere geçerken at değiştirilmez” denildiğinde rahatlıkla hayat, spor ya da politika uzmanına dönüşüyor. Evrensel kavramlar üzerinden hayat hakkında düşünmek zorken metaforların sizi bazı sonuçlara ulaştırdığını sanırsınız. Zemini olmayan hiçbir düşünce gerçek düşünce olamaz. Her konunun uzmanına insan hakları ile basın özgürlüğü arasındaki ilişkiyi sorduğunuzda muhtemelen size mantık sıçraması şeklinde bir akıl yürütme, bozuk bir iyi-kötü merceğinden konuya bakış ve en az bir metaforla yanıt verecektir.

3- Karşılıklılık ilişkisi
İnsanlık tarihinin bu en eski altın kuralı her konunun uzmanı olabilmek için de gereklidir. Halk toplumundan kitle toplumuna evrilen toplumlarda bu ilişki kaçınılmazdır. Belli kitlelerin düşüncelerini savunarak diğerlerine saldırmak uzmanlığa uzmanlık katar. Çünkü sizi ahmakça savunanları gördükçe “vay be, ne kadar haklıymışım” deyip göbeğinizi kaşırsınız. Sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım döngüsü başladı mı bir daha sonu gelmez.

4- Bir tartışmada haklı çıkma zorluğu
Sürekli başkalarına saldıran bu tür uzmanların hiç fikrini değiştirip uzlaştığını gördünüz mü? Elbette hayır. Çünkü çürütülen argüman, her konunun uzmanı olan kişinin tutumunun nedeni değil, çok daha önceden oluşturduğu önyargısının sonucudur. Yani bu tür uzmanların bilgiyle oluşturulmuş fikirleri değil, önyargılarla oluşturulmuş fikirleri vardır. O nedenle onların fikirlerini değiştirdiklerini ya da uzlaştıklarını hiç göremezsiniz. Tam da şu fıkrada anlatıldığı gibi: Sokak lambası altında arabasının anahtarlarını arayan sarhoşa polis sorar, “Onları burada mı düşürdün?” “Hayır,” der sarhoş, “Arka sokakta düşürdü ama burada ışık daha iyi.”

5- Yabancı el sendromu
Normal insanların beyni bölünmüş değildir ama bu uzmanlarda böyle bir sendrom fark edersiniz. Tıpkı kişinin bir eliyle raftan aldığı bir şeyi diğer eliyle rafa koyması rahatsızlığı gibi. Uzmanlar, birkaç gün önce savunduğu fikri hiç savunmamış gibi ret ederler. Normal beyinler savundukları yeni fikirle eski fikir arasındaki boşluğu dolduracak argümanlar yaratırken her konunun uzmanları savundukları eski düşüncenin ne olduğunu bile hatırlamazlar ve çoğu zaman da karşı çıkarlar. Bölünmüş beyin tedavisi zor bir hastalıktır.

Özetle, medyaya ve sosyal medyaya baktığımızda artık gördüğümüz tek şey her konunun uzmanları. Yani aşırı bilgiden herkes aptallaşmış!



3 Eylül 2016 Cumartesi

Ülkemizdeki en acayip 10 kandırılma şekli!

Sosyal hayatımızı meşgul eden en önemli gündemlerden biri hiç şüphesiz kandırılmak. Yıllardır kandırılanların haberleri basında hep en önde sunulur. Evlilik vaadiyle kandırılan kız haberleri artık toplumsal bir olgu seviyesine gelmiştir. Neredeyse kandırılmayı insani bir erdem olarak kabul edeceğiz. Neden sürekli kandırıldığımızı öğrenmeye bir türlü yanaşmıyoruz. Hakikaten çok tuhaf.

Kandırılma sorununu aşmanın ilk aşaması öncelikle problemi açık şekilde tanımlayabilmektir. Halkımızın nasıl kandırıldığını anlayabilirsek sorunun nerede olduğunu daha iyi görür ve çözüm için gerekli adımları atabiliriz. Peki öyleyse sorun nerede?

Ülkemizde bu konu üzerine çalışan ender akademisyenlerden biri Dr.Abdurrahman Yılmaz. Yılmaz’ın “Türkiye’de Dolandırıcılık Tipolojileri” adlı makalesi kandırılmanın ekonomik ve sosyal nedenleri üzerine hiç şüphesiz elimizdeki en önemli bilimsel çalışma. 2010 ila 2014 yılları arasında Jandarma sorumluluk sahasında meydana gelen 9.779 dolandırıcılık vakası tek tek incelenerek insanların nasıl kandırıldığı araştırılmış ve sonuçlar rakamlarla ortaya konmuş. Makaleyi okurken insan gerçekten hayretler içine kalıyor.

Makalede yer verilen kandırılma yöntemlerini inceleyerek en tuhaf 10 tanesini sizler için derledik. Nasıl aldatıldığımızı merak edenler için bir liste oluşturduk ve “yok artık” seviyesine göre sıraladık. Vakit kaybetmeden geri sayıma başlayalım isterseniz.

Ülkemizdeki en acayip 10 kandırılma şekli:

10- Kazadan sonra kasko

Trafik kazası geçiren vatandaş kazadan hemen sonra bir kasko şirketine gider ve kaza yaptığı araç için bir kasko sigortası yaptırır. Birkaç gün sonra sigorta şirketine başvurur ve kaza yaptığını söyler. Cana geleceğine mala gelsin!

9- Anlaşarak boşanma
SGK'dan yetim maaşı alabilmek amacıyla anlaşmalı olarak boşanılır ama aynı evde yaşamaya devam edilir. Çünkü boşanma geçimsizlikten değil maaş içindir. Evlilik aşkı da öldürmemiş olur böylece.

8- Senaryolu yüksek fiyattan satış
Dini içerikli kitap, sınava hazırlık kitapları ve tıbbi cihaz gibi ürünleri değerinin çok üstünde satabilmek için Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı veya Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan gelindiği beyan edilir. Bakanlıktan toptan fiyatına perakende!

7- Olmayan yerin satılması-kiralanması

Genellikle cep telefonuna gönderilen mesajlar, internette verilen ilanlar, tanıtımlar ve sözde uygun fırsat kampanyaları ile gerçekte var olmayan genellikle tarla, ev, otel, pansiyon, günlük kiraya verilen villa vb. yerin satılması veya kiraya verilmesi şeklinde yapılır. Bu çağda! Üçüncü köprüyü satmazlar inşallah!

6- Büyü
Halk dilinde “bohçacı” olarak bilinen kadınların kılığında mahalle mahalle gezerek güya satış maksadıyla evlere girip, genellikle evde “büyü” olduğunu, bazen de “evin bereketinin artması” için evdeki altın ve paraların bir araya toplanıp okunması gerektiği söylenmekte bu sayede el çabukluğu ile altın ve paralar yürütülür. Bazen ev sahibine, çocuğu ya da yakınında büyü olduğu, 13 büyü bozulmazsa gün içerisinde öleceği söylenerek de ev sahibi belirtilen altın ve paraları getirmeye ikna edilir. Biraz büyü be anam!

5- Evlendirme vaadi
Evlenmek isteyen, genellikle yaşlı bir erkeğin evlendirileceği vaadiyle bir miktar para alınması, ardından imam nikâhı yapılması ve birkaç gün sonra gelinin kendisini gelinin ağabeyi, dayısı vb. yakını olarak tanıtan aracı ile birlikte takı ve paraları alarak kaçması şeklinde yapılır. En azından “one night stand” var, buna da şükür!

4- Alkollü şoförün değiştirilmesi
Şoförün kaza sırasında alkollü olması nedeniyle kaskodan yararlanabilmek amacıyla kaza sırasında bir başkasının sürücü olduğu beyan edilir. Şoför koltuğunda durduğu gibi durmuyor meret!

3- Hayvancılık

Hastalanan veya ölen hayvanın kulak küpesinin sigortalı olan hayvanınki ile değiştirilmesiyle sigortadan para alınması suretiyle yapılır. Kulağınıza küpe olsun!

2- Ölenin maaşını alma

Bu tür olaylarda vefat eden yakının maaşı, bankamatik veya daha önce verilmiş vekâletname yoluyla alınmaya devam edilir. Ölüm hak, bankamatik helal!

1- Üfürükçülük
Karı-koca vb. kişiler arası sorunun giderilmesi veya kanser, bel fıtığı gibi hastalıklar ile şizofreni vb. psikolojik rahatsızlıkları bitkisel tedavi, masaj veya dini inançların istismarı (muska yazılması vb.) yoluyla tedavi edilebileceğinin vaat edilmesi yoluyla yapılır. Seni düzenbaz illüzyonist seni, sufi tenefüs ha!

Bunları okuyunca sağlıklı bir beynin toplum hakkında düşünebileceği tek şey var: Sen kandırıldığın kadar kandırıyorsun da…

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Kandırılan insanla kanmayan insanın 5 kişilik farklılığı!

Son dönemin önemli kavramı kandırılmak. Toplumun birçok sınıfı, bir tür ters mühendislik örneğiyle (devleti oluşturan en dip noktadaki her kademeye kendi müridini oturtarak belirli bir süre sonra devletin tüm gücüne o insanlar vasıtasıyla ulaşmak) devleti ele geçiren bir terör örgütü tarafından kandırıldığını söylüyor. Bir düşünce hatası sonucu ortaya çıkan kandırılma durumu bazı insanlarda oluşurken diğerlerinde oluşmadığı da herkesin malumudur. Peki bazı insanlar kandırılırken diğerleri neden kanmaz? İşte bu sorunun yanıtı davranışsal psikoloji tarafından yıllardır ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Ulaşılan son verileri de dikkate alarak kandırılanların neden kandığını, kanmayanların ise neden kanmadığını gelin hep beraber yeniden hatırlayalım.

Kandırılanların sıklıkla yaptıkları 5 düşünce hatası:

1- Abilane paradoksu

Hayatta öyle zamanlar vardır ki, içinde bulunduğumuz topluluk istiyor diye (ya da istediğini varsayarak), hiç yapmak istemediğimiz şeyleri kendi tercihimizmiş gibi yaparız. Sonuçta ise ortaya şu çıkar: Hiçbirimiz istemiyoruz ama hepimiz yapıyoruz. Peki, hiçbirimiz istemiyorduk da neden yaptık öyleyse? Ya da güncelleştirerek söylersek, bu kadar çok kişi devletin her kademesine nasıl yerleştirildi? İşte, Abilane paradoksu bu soruyu sorar ve yanıtı da yine kendi verir: Çünkü o topluluktaki insanlar birbirlerini sevmektedirler.

2- Çoğulcu cehalet
Kavram basitçe şunu söyler: Kimse inanmıyor ama herkes herkesin inandığını düşünüyor. Bir topluluktaki insanlar bir fikre kesinkes inanmamakla birlikte diğerlerinin inandıklarını zannederek inanmayı sürdürürler. Herkesin balığı elle yemeyi arzularken çatal bıçakla yemek zorunda olduğu durum buna örnektir. Bir toplulukta çoğunluğu oluşturanlar herkesin o şekilde düşündüklerini sanarak susarlarsa, bir süre sonra yanlış bir düşünce norma dönüşür. Tıpkı kariyerde ilerlemenin bu terör örgütüne yakın durmakla sağlandığını sanan milyonlar gibi.

3- Thomas teoremi
William Thomas şu uyarıda bulunur: Yaşadığınız gerçekliği yaratan sizsiniz, o nedenle bazı şeyleri düşünürken dikkatli olmalısınız! Yani der ki, bir durum gerçek olarak algılanmaya başlanırsa sonuçları gerçek olur. Açıktır ki, yaşadığımız dünya toplumsal olarak kurgulanan bir dünyadır ve gerçeklikler ortaklaşa inşa edilir. Yani sen bir tarikat liderinin, toplum ve devlet gibi son derece karmaşık yapıları, herkesin refah ve mutluluğu adına dizayn edebileceği gerçekliğine (saçmalığına) inanırsan, en azından bu saçmalığın sonuçlarına katlanırsın.

4- Suskunluk sarmalı
Alman siyaset bilimci E.Neumann suskunluk sarmalı teorisinde şunu söyler: Bir kişinin savunduğu fikir, mensubu olduğu toplumun kabul ettiği görüşlere uygun değilse, bu kişi toplumdan dışlanma korkusu nedeniyle konuşurken kendini kısıtlar veya fikrini söylemekten vazgeçer. Aynı kişi fikrinin toplum nezdinde yaygınlaşmaya başladığını sezerse, bu kez fikrini yüksek sesle söylemeye başlar. İşte son günlerde yaşananlar tam olarak budur. Daha önceden yüksek sesle konuşup kutsal düşüncelerini savunan milyonlar şimdi bizi de kandırdılar demektedir.

5- Bystander etkisi
İnsanların çevrede başkaları varken, acil durumlara müdahale etmeyip kayıtsız kaldıklarını anlatır bu düşünce hatası. Yani basitçe ne der, biliyor musun: Kandırıldık diye televizyonlara çıkıp bağırıp durma, git bir polise ya da mahkemeye ve doğru kişiden yardım iste. Ya da daha genel olarak ne der, bilir misin: Yaşadığın devrin kölesi olma diye çalışan o kadar çok bilim insanı var ki, yapman gereken tek şey okumak; bir tarikat liderine inanmak değil.

İşte, kandırılan insanla kanmayan insanın farkı bu beş düşünce hatasında saklıdır.

5 Ağustos 2016 Cuma

Olimpiyatlarda milli formayı artık sen de giyebilirsin!

23 yaşındaki Paul Watson birasını almış maç seyrediyordu. 2008 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Andorra ile Rusya karşılaşıyordu. Maç Rusya'nın 1-0 galibiyeti ile bitmişti. Fakat maç sonunda sevinen Ruslar değil Andorralılardı. Andorralılar, Rusya gibi güçlü bir ülkeden sadece bir gol yiyerek beklenmedik bir başarıya imza attıklarını düşünüyorlardı. Onlar sevinç gözyaşları dökerken Paul Watson'un aklına garip bir fikir gelmişti: "Milli takımda oynamak!"

Derhal işe koyulur, ama yeteneğini geliştirmeye başlayarak değil. İstatistikleri açar ve FIFA sıralamasındaki en kötü ülke olan Guam'ı bulur. Sonra Guam'ın oynadığı maçlara bakar. Guam'ın 7-1 yendiği Pohnpei adında Mikronezya adalarında bir devlet olduğunu görür. FIFA'ya kayıtlı en kötü takımın yendiği bir takımdan daha kötü bir takım olamaz diye düşünür ve hemen kararını verir. Ertesi gün Pohnpei'ye gider ve ülkenin milli takımını seyreder. Takım hakikaten futboldan anlamamaktadır. Paul, çocukken futbol oynamıştı ve o kadarcık futbol yeteneği ile milli takıma rahatlıkla seçilebileceği açıktır. Derhal yetkililere başvurur ve milli takımda oynamak istediğini söyler. Yetkililer bunun olabilmesi için beş yıl ülkede yaşamış olması, yerli bir kadınla evlenmiş olması ve yerel dili konuşuyor olması şartlarını sağlaması gerektiğini söylerler. Bu mümkün değildir ama Watson pes etmez. O zaman milli takım teknik direktörü olayım der ve amacına ulaşır. 2009 yılında Pohnpei milli takımının teknik direktörü olur. Üstelik dünyanın en genç milli takım teknik direktörü ünvanını da alır.

Hikayenin detaylarını merak edenler Paul Watson'un "Ayağa Oyna Pohnpei" adlı kitabını okuyabilirler. Peki, böyle bir hayali sen de kendi ülkende gerçekleştirmek istemez misin? Hem de olimpiyat ruhunun canlandığı şu günlerde. Yanıtın evetse yapman gereken tek şey okumaya devam etmek.

Kış Olimpiyatlarının en önemli branşlarından biri kızak. 1964 yılından beri olimpiyatlarda yer alan kızak aynı zamanda rekabetin en yüksek olduğu sporlardan da biri. Olimpiyatlara katılmak isteyen bir ülke Bobsleigh, Luge ve Skeleton alt branşlarında en az 12 bayan ve 12 erkek sporcuyu milli takıma davet edebilir. Kızakta başarılı olan ülkelerde milli takıma girmek profesyonellerin bile hayaliyken ülkemizde durum nedir dersiniz?

Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğünün yayınladığı 31.12.2015 tarihli verilere göre Kızak Federasyonu bünyesinde yer alan faal sporcu sayısı 418 kişi. Bunların 141'i bayan, 277'si erkek sporcu. Eğer bir bayansanız ve kızak sporuna başladıysanız son derece kaba bir hesaplamayla %9 ihtimalle (12/141) milli formayı giyeceksiniz demektir. %9 ihtimal sadece spora yeni başlayanlar için elbette ki, eğer birazcık yeteneğiniz varsa bu oran rahatlıkla %60-70 seviyelerinde olabilir. Hatta belli yaş grupları için ayrı milli takımlar oluşturuluyorsa oran muhtemelen %100'e yakındır.

Görüldüğü gibi 80 milyonluk bir ülkede kızak sporunda milli formayı giyebilmek son derece kolay bir iş. Yapmanız gereken sadece bir kızak almak ve spora başlamak. Gerisi siz istemeseniz de gelecektir. 418 kişi arasından seçilerek milli olanlardan biri rahatlıkla siz olabilirsiniz.

Ben kızak sporunu yapamam ama çok sevdiğim bir branş, bari federasyon yönetimine gireyim derseniz işiniz o kadar kolay olmayabilir. 2014 yılında yapılan son Kızak Federasyonu seçimlerine 86 kişi delege olarak başvurmuş. Muhtemelen onlara oy verenlerle birlikte bu rakam 400-500'leri buluyordur. Yani her bir sporcuyu yönetmeye talip en az bir yönetici. Hakikaten çok tuhaf, insan söyleyecek söz bulamıyor.

Kısaca özetlersek, gelecek kış olimpiyatlarında sen de milli formayı giymek istiyorsan, istatistiksel olarak yapman gereken tek şey bir kızak almak ve kızağın üstünden düşmemeyi öğrenmek. Eğer bunu başarabilirsen artık milli forma ölene kadar senin!

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Uzmana gerek duymadan yorumlanabilecek 8 istatistik!

Haber ve bilgi paylaşım şeklimiz artık anket ve istatistikler oldu. Her gün yüzlerce farklı kaynaktan gelen istatistik ve anketlerle olan biteni anlamaya çalışıyoruz. Bu anketleri kullanarak ekonomiyi, hayatı, ülkemizin durumunu ve geleceği yorumlamaya çalışan birçok uzmana da sahibiz. Rakamlarla bizlere gerçekleri anlatmaya çalışıyorlar. Eğer rakamlar gerçeği anlatıyorsa aşağıdaki rakamların yorumlanması için herhangi bir uzmana ihtiyacınız olmayacak demektir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) her yıl gerçekleştirdiği anket ile halkımızın hangi konulara ilgi duyduğunu ortaya çıkarıyor. Basit sorular yönelterek halkımızın ilgi alanlarını belirliyor. İşte bu sorulara gelen yanıtlar ve halkımızın ilgi alanları. (Tüm anketler 2015'te yapılmıştır.)


1- Çevre ve doğa sorunlarıyla ilgilenir misiniz?
Bu soruya halkımızın %31'i ilgisizim yanıtını vermiş. Bununla birlikte halkın %3'ü konu hakkında fikrinin olmadığını belirtmiş, yani neden bahsedildiğini bile anlamamış. Özetle, çevre ve doğa sorunları halkın %34'ünün umurunda değil.

2- Ekonomi ile ilgilenir misiniz?
Ekonomide istikrara önem veren halkımızın ilgisinin yüksek olması düşünülen bir alan. Ama gelen yanıtlarda halkın %50'si ilgisiz olduğunu belirtmiş. %4 ise konudan bihaber. Özetle, ekonomik konular halkın %54'ünün umurunda değil.

3- Bilim ile ilgilenir misiniz?
Bu soruya halkımızın %51'i ilgilenmiyorum yanıtını vermiş. %4 ise fikrinin olmadığını belirtmiş, yani "konuya Fransızım" demek istemiş. Özetle, bilimsel konular halkın %55'inin umurunda değil.

4- Spor ile ilgilenir misiniz?
Bu soruya halkımızın %55'i ilgisizim yanıtını vermiş. Konudan haberi olmayanlar ise %3. Özetle, spor ile ilgili hususlar halkın %58'inin umurunda değil.

5- Kültür ve sanat faaliyetleri ile ilgilenir misiniz?
Bu soruya halkımızın %57'si ilgisizim yanıtını vermiş. Halkın %4'ü ise neden bahsedildiğini anlamamış. Özetle, kültür ve sanat faaliyetleri ile ilgili hususlar halkın %61'nin umurunda değil.

6- Siyaset ile ilgilenir misiniz?
Bu soruya halkımızın %52'si ilgisizim yanıtını vermiş. %3 ise fikri olmadığını belirtmiş. Özetle, siyaset ile ilgili hususlar halkın %55'inin umurunda değil.

7- Sendika ve dernek faaliyetleri ile ilgilenir misiniz?

Bu soruya halkımızın %82'si ilgisizim yanıtını vermiş. %3 ise neden bahsedildiğini bile anlamamış. Özetle, sendika ve dernek faaliyetleri ile ilgili hususlar halkın %85'inin umurunda değil.

8- Din ile ilgilenir misiniz?
Halkımızın yanıtı, %89 evet.

Sonuçları kısaca yeniden özetleyelim. Halkın %34'ü çevre ve doğa sorunlarına, %54'ü ekonomiye, %55'i bilime, %58'i spora, %61'i kültür ve sanat faaliyetlerine, %55'i siyasete, %85'i sendika ve dernek faaliyetlerine ilgi duymazken %89'u dini konulara son derece ilgili.

Bir insanı vatandaş yapan din kadar çevre, doğa, ekonomi, bilim, kültür, sanat, siyaset, sendika ve dernek konularına ilgili bir tavır sergilemesidir. Bir insan ve vatandaş olmanın gereği budur. Fakat bizde bundan maalesef eser yok.

Sanıyoruz rakamları yorumlamak için uzmana gerek bulunmuyor: İLGİSİZSİN!

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Merkez bankalarına sadaka: Eksi faizli tahvil!

Son günlerin en popüler fenomeni 11 trilyon doları bulan negatif faizli tahvil fenomeni. Basitçe bugün 101 lira verip gelecekte bir tarihte 100 lira geri alıyorsunuz. Deflasyonist ortam, merkez bankalarının tahvil geri alım programları ve para birimleri daha da değer kaybedecek deyip "üç kuruşluk" aklı olan yatırım dünyasının o aklını da aldılar. Şimdi yatırım guruları bu tahvilleri millete "kakalamaya" çalışıyor. Şu güvensiz dünyada devlet tahvili güvenilirmiş, tüketici fiyatları tahvilin faizinden daha negatif olursaymış, tahvil fiyatı aldığınız fiyattan daha da düşerse satılırmış, alınan tahvilin para birimi cinsinden swap pozisyonu açılırmış, emeklilik fonları paralarını güvenli limanlara yatırmalıymış da mış mış da mış mış. Zaten yatırımcıda doğru dürüst akıl yoktu onu da aldınız, hakikaten bravo! Finansal sapıklığın bundan fazlası olamaz herhalde.

Negatif faizli tahvil fenomenindeki finansal sapıklığın ekonomik rasyonellik açısından nasıl bir tuhaflık yarattığına daha yakından bakalım. Araç kiralama şirketine gittiniz ve bir araba kiraladınız. Birkaç gün sonra gelip arabayı teslim ettiniz ve ücretini ödemek istediniz. Fakat şirket, güvenilir bir kişi olduğunuzu ve arabalarını sizin gibi bir şoföre emanet ettiği için üste para verdi. Yani bu hizmet için hiç para vermediğiniz gibi bir de üste ücret aldınız. Bu hikayedeki arabayı tahvil ile değiştirebilirsiniz, olan budur çünkü. Tamamen akıldışı!

Negatif faizli tahvildeki akıldışılığı dünya 1998'de çarpıcı şekilde görmüştü aslında. LTCM adındaki fon, Nobel ödüllü yöneticileri Robert Merton ve Myron Scholes'un Nobel ödüllü değerleme tekniğine güvenerek o zamana kadarki en büyük iflası yaşatmıştı. O zaman yapılan hata şimdikinden farklı değildi: Yanlış fiyatlandırma.

O zaman Merton ve Scholes'un yaptığı hatayı bugün piyasa yapıyor. Varlıkları yanlış fiyatlandırıyor. Enflasyonun negatif olması fiyatların negatif olduğu anlamına gelmiyor. Sadece fiyatlar genel seviyesinin gerilemesini ifade ediyor. 100 liralık seviyenin 95 liraya gerilediğini söylüyor. Altının onsunun eksi 50 dolar, petrolün varilinin eksi 5 dolar ya da iphone'nun fiyatının eksi 20 dolar olması mümkün değildir. En azından böyle bir dünyada yaşamıyoruz. Fakat piyasalar, deflasyonist ortamda cep telefonunun fiyatı eksi 20 dolara düşermiş gibi algılıyor ve tıpkı altın, petrol ya da telefon gibi bir finansal varlık olan tahvilin fiyatını eksi değerli olarak fiyatlıyor. Sapıklığı varan bir piyasa aptallığı.

Bir mal veya hizmetin değeri eksi olamayacağı gibi bir finansal varlık olan tahvilin de değeri eksi olamaz. Yapılan yanlış fiyatlandırmadan başka bir şey değildir. Eğer doğru bir fiyatlandırma olsaydı merkez bankalarının şöyle yapması gerekmez miydi: Gelecekte ödeyecekleri 100 dolar için bugün 101 dolar kazanmak adına, günde üç mesai çalışıp tahvil basıp satmak! Genel ekonomi dersini alan her öğrenci bu rasyonel mantığı kolayca yürütebilir. Peki neden yapmıyorlar öyleyse? Çünkü bu fiyatlamadaki hatanın onlar da farkındalar.

Nobel ailesinin, Ekonomi Ödülünden dedelerinin soyadının çıkarılması için yıllardır mücadele vermelerinin sebebi "rahmetlinin o tür bir piyasa adamı" olmaması değildi. Verilen ödüllerin birçoğunda varlık fiyatlama modellerinin piyasa başarısızlığı yaşamış olmasıydı. Bugün piyasanın hatalı fiyatlaması da LTCM'nin yaşattığı gibi büyük kayıplara gebe görünüyor.

Dilenciye verilen sadaka karşılığı ne mal ne de bir hizmet satın alınır; sadece bir sürelik gönül rahatlığı. Bugün eksi faizli tahvil yatırımcısının yaptığı da budur: Merkez bankalarına sadaka vermek!

27 Haziran 2016 Pazartesi

20 Tane Dev 14 Tane Binici Ve 50 Okçu Ne Yapabilir?

20 Tane Dev 14 Tane Binici Ve 50 Okçu Ne Yapabilir?

Clash Of Clans, Süper Oyuncu, Android, coc, oyuncu, binici, dev, ganimet kasma, ganimet toplama, hızlı taş kasma, savaşma taktikleri, ordu taktikleri, en iyi ordu, en süper ordu, en iyi savaşçı,
Clash Of Clans En İyi Ordu?

Merhaba arkadaşlar bugün sizlere 20x Dev, 14x Binici ve 50x Okçu Ordusu! %Kaç Hasar Verir, bir köyün veya ganimetin yüzde kaçını alabilir bununla ilgili bilgilendirme amaçlı bir video hazırladık. Umarım beğenirsiniz. İyi Seyirler. :)

Facebook : https://goo.gl/2YMcqk
Blogger : https://goo.gl/PY55wE
Youtube Kanalımız : https://goo.gl/5NC2SA
http://sosyality.blogspot.com/2016/06/clash-of-clans-en-iyi-3-oyuncu-2016.html

clash of clans en iyi köy düzenleri
clash of clans en iyi oyuncu
clash of clans en iyi köy düzeni 9
clash of clans en iyi savunma şekli
clash of clans en iyi savunma 6. seviye
clash of clans en iyi köy
clash of clans en iyi köy düzeni 6. seviye
clash of clans en iyi savunma 7. seviye
coc türkiye
coc 7. seviye köy düzeni
coc hack
coc hile
coc köy düzeni
coc indir
coc builder
coc türkçe
coc ordu kampı
coc ordu düzeni

coc en iyi savunma,coc en iyi ganimet,clash of clans ordu taktikleri,clash of clans ordu düzeni,clash of clans 200 kişilik ordu,clash of clans ganimet ordusu,clash of clans oyun taktikleri,clash of clans oynama taktikleri,clash of clans taktikleri türkçe,clash of clans 5. seviye savaş taktikleri,clash of clans nasıl saldırılır,clash of clans nasıl geliştirilir,clash of clans önemli bilgiler,clash of clans bilinmeyenler

21 Haziran 2016 Salı

Türk futbolundaki başarısızlığın bilimsel nedeni!

İniş çıkışlar ve başarısızlıklar Türk futbolunun genel karakteristiği gibi. En küçük bir başarının arkasından hemen büyük bir başarısızlık geliyor. Ümit ve ümitsizliğin öteki adı futbol olmuş gibi gözüküyor. Peki ama neden?

Futbol yorumcuları bu konuda saatlerce yorum yapabilirler. Muhtemelen aynı şeyi sokaktaki insan da yapacaktır. Futbol hakkında herkesin söyleyecek bir sözü mutlaka var. Fakat iş ahkam kesmekten öteye maalesef geçemiyor.

Bilimsel bir teori ortaya koymanın hayli güç olduğu bu alanda istatistikleri de yorumlamak oldukça zor. Zira işin içine yine her kafadan çıkacak "o iş aslında öyle değil şöyle" demagojisi giriyor ve mesafe katedilemiyor. Peki ama ne yapmalı öyleyse?

Futbol üzerine yazılmış en etkileyici düşünce kitaplarından biri hiç şüphesiz futbol felsefecisi Mathias Roux'nun "Sokrates Yeşil Sahalarda" adlı yapıtıdır. Futbol ve felsefik düşüncenin parlak bir etkileşimini sunan kitabın bir yerinde, Roux, 1917'de başlayan Fransa Kupasından bahseder. Türünün ilk örneği olan bu turnuvada profesyonel ve amatör takımlar ilk kez karşı karşıya gelirler. Roux'ya göre, profesyonellerin kendilerinden daha zayıf rakipleri karşısında tutuk oynamaları spor ruhunun ve saygının ölçüsü değildir. Tam tersine, rakiplerine dünyanın kaç bucak olduğunu göstermelidirler ki onlar da ne kadar ciddiye alındıklarını anlasınlar. Aralarındaki fark ne kadar açılırsa amatörler kendilerini o kadar onurlandırılmış hissedeceklerdir. Böylece hiç bir futbolcu rehavete kapılmayacak ve başarı çizgisi topluca yükselecektir. Aksi taktirde, profesyonellerin amatörlere karşı oynadıkları maçları kazanamamaları ciddiyetsizlik, spor ruhuna saygısızlık ve mesleki ahlaksızlıktan başka bir şey olmayacaktır.

Acaba bizde durum nasıl?

Türkiye Kupasında da benzer bir statü kullanılıyor ve farklı liglerdeki takımlar birbirleriyle karşılaşma fırsatı bulabiliyorlar. Profesyonellerin alt liglerdeki "amatör" diyebileceğimiz takımlara karşı nasıl sonuçlar aldıklarını öğrenmek için 2015-16 sezonundaki Türkiye Kupası maçlarına bakalım istedik. Rastgele örneklem yoluyla, farklı liglerde yer alan takımların karşı karşıya geldiği 132 karşılaşma belirledik. Daha sonra bu maçların nasıl sonuçlandığına baktık. Acaba üst liglerde yer alan takımlar, aralarında futboldan anlamayan birinin bile rahatça anlayabileceği bir seviye farkı olan alt liglerdeki takımlara karşı oynadıkları maçları kazanabilmişler miydi?

Ülkemizin farklı liglerinde yer alan 100'e yakın takımın, kendilerinden alt liglerde yer alan takımlarla yaptıkları 132 karşılaşmanın sonuçları şu şekilde dağılmıştır:

-28 maçı alt liglerde oynayan takımlar kazanmıştır. (Maçların %21'ni)
-25 maç berabere bitmiştir. (Maçların %19'u)
-79 maçı üst ligte oynayan takımlar kazanmıştır. (Maçların %60'ı)

Bu basit istatistikleri yorumlamak gerekirse, üst liglerde yer alan takımlar maçların %60'ını kazanırken %40'ını kazanamamışlardır. %21'ini kaybederken %19'u berabere bitmiştir. Aralarında bütçe, nitelik ve seviye farklılığı bu kadar yüksekken ve üst ligte yer alan takım alt ligte yer alan rakibini kolayca yenebilecek durumdayken her 10 maçtan sadece 6'sını kazanabilmiş olmaları rasyonel bir durum değildir. Üstelik futbol endüstrisi ve seyirci beklentisi açısından da hiç adil değildir. Peki nedir öyleyse?

Mathias Roux'nun dediği gibi ciddiyetsizlik, spor ruhuna saygısızlık ve mesleki ahlaksızlıktan başka bir şey değildir. İstatistiklerin ortaya çıkardığı şey Türk futbolundaki başarısızlığın da gerçek sebebidir: Ciddiyetsizlik, spor ruhuna saygısızlık ve mesleki ahlaksızlık.

17 Haziran 2016 Cuma

Dinlemekten bıkmadığımız 6 ekonomi haberi!

Ekonomiye karşı algımızın hangi haberlerle inşa edildiğinin maalesef farkında değiliz. Gün boyu okuduğumuz ve yorumlarını dinlediğimiz ekonomi haberleri neredeyse hiç bizimle ilgili değil. Sentetik bir ekonomi haberciliğimiz var. Dünya piyasaları neye odaklanıyorsa biz de aynısını yapar gibiyiz. Gerçeklikten kopuşumuz giderek hızlanıyor.

Okyanus gibi etrafımızı saran bu haber bombardımanından bir an olsun yüzeye çıkıp etrafa baktığımızda, sahici olmayan bir dünyada olduğumuzu fark etmek hiç de zor değil. Ama alışmışız bir kere bu haberlere artık. Neredeyse son beş yıldır aynı haberlerle yatıp aynı haberlerle kalkıyoruz.

Ekonomi basınımızın tüm enerjisini alan, yorumcuların her gün defalarca analiz ettikleri bu haberleri inceleyerek en çok karşımıza çıkan 6 haberi sizler için bulduk. Herhangi bir ekonomi kanalını izlediğinizde ya da haber okuduğunuzda büyük olasılıkla bu haberlere siz de rastlayacaksınız.

Dinlemekten bıkmadığımız 6 ekonomi haberi:

1- Petrolün varili

Petrolün fiyatı o kadar çok yorumlanıyor ki, insanın bakkala inip bir varil alası geliyor. Varil mi kaldı bu zamanda, bu neyin fiyatı diyen yok. 5 varil kapağına bir varil bedava kampanyası yapacak neredeyse ekonomi yorumcuları. Oysa ne petrolümüz var, ne de petrolden anlayanımız. Varsa yoksa petrolün fiyatı. Geçen yorumculara petrol kontratı nasıl alınır diye soruldu ahali tarafından. Haliyle o kadar çok yorum yapılınca yatırım yapmak istemiş bizimkisi. "Şimdi şöyle" diye söze başlayan anlı şanlı ekonomistlerimizin nasıl saçmaladıklarını örnekleriyle versek hiçbirini bir daha ciddiye almazsınız. Neyse kurulu düzeni bozmayalım şimdi. Hafif orta zeka sıkletinde biriyseniz hemen aklınıza şu geliyor ve basıyorsunuz itirazı: "İyi de arabalar suyla mı çalışıyor, herhalde petrolün fiyatı önemli." Tamam da canım kardeşim, madem önemli, nasıl oluyor da bu varilin fiyatı tarihi dip noktalarındayken, biz de benzinin fiyatı tarihi tepe noktalarında? Kısacası sen bırak varil fiyatını da akaryakıt fiyatına bak.

2- Altının onsu
Altın fiyatları neredeyse 75 milyonun merakı. Bunu öğrenmek için de altının onsu grafiklerini takip edip duruyoruz. Onsun neye karşılık geldiğini kaç kişi biliyordur acaba. Altının onsunu bilezik fiyatıyla eşleştiren bir halk yarattık. Öyle olunca koştur finans kurumlarına altın hesabı açmaya. Oysa vatandaş daha açılan altın hesaplarının bir nevi kağıt altın (paper gold) olduğunu ve beş kilodan azının altına dönüştürülemeyeceğini bile bilmiyor. Neyse sabah olmadan uyandırmış olmayalım; gece geç yatmış, kıyamam!

3- Fed'in faizi
Son beş yılımız,Fed'in akşam arttırıyor, sabaha arttırıyor, üç vakte kalmaz arttırıyor haberlerini dinlemekle geçti. Daha ne kadar dinleyeceğiz, bilmiyoruz. Ya kardeşim, senin odaklanman gereken temel ekonomik gösterge bu mudur yani? Sanayin bitmiş, tarımın çökmüş, teknolojin ilkokul iki seviyesinde. Sen kalkmışın hala Fed ne zaman faiz arttıracak diye merak ediyorsun. Ne kadar da güzel, ne kadar da tatlı!

4- CDS'nin primi
CDS primimiz azaldı, ekonomimizin riski düştü diye sevinen milyonlar yarattık son beş yılda. Bu CDS'yi ne gören vardır ne de ne olduğunu bilen. Finansın laboratuvarlarında yaratılan bir parazit ile ekonomimizin gücünü ölçer olduk. Finansçı kardeşim, sana çok açık söylüyorum, senin birkaç tahtan eksik olabilir, bir baktır istersen.

5- Çin'in büyümesi
Kendi büyümemizden daha önemli vesselam. Beklentilerin üzerinde büyüsün diye dua eden bacılarımız var artık; yoksa biz de küçülürmüşüz. Valla, hastayım ekonomi bilgine. Zavallı mısın oğlum, sana ne Çin'den. Bak ne diycem sana. Geçen bizim berber söyledi, Çin'de herkes 10 lira verse ülkenin dış borcu bitiyormuş. Bizim berber bence haklı. Çünkü bizde herkes 10 lira verse dış borcun ancak binde biri ödeniyor.

6- ABD'nin tarım dışı istihdamı
Herhalde ekonominin en etkili sunulan haberi budur desek yalan olmaz. Sunuluş tarzı kutsal kitapları aratmaz: "Biz onlara ABD tarım dışı istihdam verisi ile apaçık nasihatler verdik, onlar ise görmezler, duymazlar." Sokaktaki adamın bile beklentisi var artık: "250k'yi geçmez, kesin!" Ülkede çalışmayan 50 milyona yakın insan var, hala derdimiz ABD'nin tarım dışısı.

Sözü uzatmaya hiç gerek yok. Ekonomi haberciliğimiz kafası kıyak bir yatırımcı kitlesi yaratmış durumda. Sağlığına!

15 Haziran 2016 Çarşamba

İngilizler Brexit için kararını verdi!

Son günlerin popüler konusu Brexit. İngiltere AB'den çıkacak mı? Herkes bu yanıtı merak ediyor. Fal bakanlar, kitlelerin bilgeliğine güvenenler, politik düşünenler ve daha birçok analiz. Herkesin merakı referandumun nasıl sonuçlanacağı?

Aslında kitlelerin nasıl hareket edeceği üzerine birçok teori oluşturulabilir. Her biri kendi içinde tutarlı da gözükebilir. Ama birçoğu stratejik olarak yetersiz ve küresel finansal sistemin işleyişine aykırılıklar içerir. O nedenle biz bu yaklaşımların hiçbirini kulanmayacağız. Bunların yerine davranışsal finans ve oyun teorisinin son derece tuhaf bir örneğini sunacağız ve bununla çözüm arayacağız. Yine de uyaralım; önerdiğimiz yaklaşımın hiçbir geçerliliği yoktur ve referandum sonucunun ne olacağını tahmin edemez.

İngilizler Brexit için kararını verdi; ne mi?

Japon elektronik firması Maspro Denkoh 2005 yılında elindeki kıymetli tabloları satmaya karar verir. 20 milyon dolar değerindeki tablolar içinde Picasso, Van Gogh, Cezanne gibi ressamların tabloları yer almaktadır. Bu tabloları satmak için iki büyük müzayede şirketi, Sotheby’s ve Christie’s firmaya başvurur. Fakat firma bu iki büyük müzayede evi arasında karar veremez ve firmalara şöyle bir bildirimde bulunur: “Tek el taş-makas-kağıt oyunu oynanacak ve kazanan resimleri satacak.”

Taş-makas-kağıt oyunu her yaşta oynanan en yaygın el oyunlarından biridir. İki kişi ile oynanan bu oyunda eller taş, makas ya da kağıt formuna sokulmadan önce yumruk yapılır, aynı anda üçe kadar yavaş yavaş sayılarak ele istenilen şekil verilir ve kazanan belli olur. Bu basit oyunda taş makasa, makas kağıda, kağıt da taşa üstün gelir. İşte Japon elektronik firması Maspro Denkoh’un müzayede evlerinden oynamasını istediği oyun budur.

Sotheby’s oyunu tamamen bir şans oyunu olarak değerlendirir ve kazanma şansını %50 olarak görür. Düşünceleri son derece rasyoneldir; böyle bir oyunda karşı tarafın ne yapacağını bilemezsin. Sonra da teklifini firmaya iletir. Sotheby’s’in teklifi kağıttır.

Şimdi sıra Christie’s’in teklifindedir. Fakat onlar Sotheby’s gibi bunun bir şans oyunu olduğunu düşünmezler ve tarihin en genç davranışsal finans ve oyun teorisyenlerini işe alırlar. Bunlar Flora ve Alice adlarında 11 yaşındaki ikiz kardeşlerdir. Flora ve Alice bu oyunu okulda öğrenmişler ve boş zamanlarında eğlenmek için oynamaktadırlar. Christie’s onlara eğer böyle bir oyuna katılsaydınız hamleniz ne olurdu diye sorar. Kızlar biraz düşündükten sonra makas yanıtını verirler. Christie’s teklifini makas olarak firmaya gönderir. Kısa bir süre sonra yanıt gelir. Kazanan Christie’s’dir.

Bu sonuca Christie’s de şaşırır. Çünkü bu hiç beklemedikleri bir sonuçtur. Şaşkınlıkla Flora ve Alice’e dönerler ve oyunu nasıl kazandıklarını sorarlar. Kızlar, doğru yanıtı bulmalarının çok kolay olduğunu söyleyerek üç aşamalı stratejilerini anlatırlar.

 Taş psikolojik olarak en güçlü hissettiren seçenektir.
 Eğer rakibiniz bir acemiyse; o, sizin taşı seçeceğinizi düşünür ve kendisi taşı yenecek olan kağıdı seçer.
 Öyleyse sizin seçmeniz gereken makastır.

Flora ve Alice ortak aklın doğasını basit bir yaklaşımla çözmüşlerdi. Onlara göre Sotheby’s acemiydi ve hataya düşecekti. Öyle de olmuştu.

Şimdi Brexit referandumuna dönelim. Oy kullanacak vatandaşlar için en güçlü psikolojik seçenek Birlikten ayrılmak. Halkın bu seçeneğe yönelmesi sürpriz sayılmamalıdır. Öyleyse taş Birlikten ayrılmak olacak.

İngiltere'yi yönetenler, halkın acemice davranabileceğini ve Birlikten ayrılma yönünde karar verebileceklerini düşünecek kadar akıllılar. O nedenle onları asıl ilgilendiren halkın ne dediğinden çok bu süreçte elde edecekleri politik kazanımlar. Yani İngiliz hükümeti bir yerde halkı yenecek hamleyi yapmaya çalışıyor; bu da kağıt oluyor.

Küresel finans sistemini yönetenler hem halkların hem de ülkeleri yönetenlerin hata yapabileceğini ve küresel çıkarların dışında hareket edebileceklerini iyi hesaplarlar. O nedenle de sürece her zaman dahil olurlar. Hem ABD hem de AB'nin akıllı adamları, küresel sistem için en doğru hareketin İngiltere'nin Birlikten ayrılmaması olduğunun farkındalar. Bu yüzden hem ayrılma yönünde karar verme ihtimali olan İngiliz halkını hem de kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan İngiliz yöneticileri ekarte edecek bir yaklaşımı benimseyeceklerdir. Seçime kadar, halkın Birliğe evet demesi yönünde karar vermesini sağlayacak adımları atarak referandum sonucunu belirleyeceklerdir. AB'den gerekli adımlar atılacak ve ABD buna gerekli teminatı sağlayacaktır. Yani makas, İngiltere'nin birlikten ayrılmaması.

Referandum sonucunu hep beraber göreceğiz. Ama 11 yaşındaki ikizler Flora ve Alice'e sorarsanız, İngilizlerin Birlikten ayrılmayacaklarını söyleyeceklerdir.

Unutulmamalıdır ki, küresel finans sistemi her zaman taş-makas-kağıt oynar ve daima acemiler kaybeder.

14 Haziran 2016 Salı

10 adımda Teknik Analizin zırvalık olduğunu anlama kılavuzu!

Bilgi çağındaki en önemli tehlike bilginin doğruluğu. Her gün birçok platformda, TV'de, sosyal medyada, basında, bize sunulan bilgilerle karşılaşıyoruz. Belli bir nedensellik bağı ile sunulan bilgilerin bazılarına inanıyoruz, bazılarına inanmıyoruz. Uzmanların, yöneticilerin, politikacıların, önemli kişilerin verdiği bilgilerle karşılaşıyoruz. Bazılarını doğru buluyoruz, bazılarını hatalı. Bilgi, yaşadığımız çağdaki kadar tartışılır olmamıştı. Artık onu kabul etmeden önce doğru ya da yanlış olduğuna karar vermek gibi bir görevimiz var. Hatta belki de yaşadığımız zamanın en önemli görevlerinden biri bu.

Doğruyu yanlıştan, saçmalığı gerçekten, zırvalığı hakikatten kısacası bilgiyi dezenformasyondan ayırt etmek en önemli öncelik. Fakat bir o kadar da zor. Sunulan her bilgi o kadar güzel paketleniyor ki, doğruyu yanlıştan ayırt etmek neredeyse imkansız. Peki öyleyse, bunu nasıl yapacağız?

19 yıl önce bugün kaybettiğimiz önemli bilim insanlarından Carl Sagan'ın bir kitabından yararlanan yazar Michael Shermer 10 maddelik bir kılavuz hazırlamış. Zırvalık Saptama Seti adlı bu kılavuz sizin de işinize yarayacaktır. Bu kılavuzu kullanarak karşılaştığınız bilginin doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna birkaç adımda karar verebilirsiniz.

Zırvalık Saptama Kılavuzunu anlatırken bir örnekle de uygulamasını yapalım isterseniz. Zırvalık olup olmadığını anlamaya çalışacağımız konu Teknik Analiz olsun. Birçoklarının bileceği üzere, teknik analiz, piyasalarda oluşan tarihi fiyatlar üzerine çizilen grafiklerle ortaya çıkacak yeni fiyatları öngörmeye çalışan bir disiplin. Ekonomi bilimi tarafından geçerli bir yöntem olarak sunulan teknik analiz bugün artık ekonomi yorumculuğunun ana konusu haline gelmiştir. Ekonomi haberciliğinde grafiksiz bir yoruma rastlamak artık mümkün değil. Öyleyse gelin hep beraber hem Zırvalık Saptama Kılavuzunu öğrenelim hem de teknik analizin doğruluğunu sınayalım.

10 adımda Teknik Analizin Zırvalık Olduğunu Anlama Kılavuzu:

1- Bilginin kaynağı ne kadar güvenilir?
Her bilgi, düşünce ya da iddia belli düzeyde hata içerebilir. Önemli olan hataların rastgelelik içermesidir, yani orda, burda, şurda... Aynı düşünceyi destekleyen yönde sürekli benzer hataların yapılması bilginin kaynağından şüphelenmemizi gerektirir.

Teknik analiz tarihi verileri bir grafik haline getirir ve yorumlar. Verileri ortaya çıkaran, makul bilgiyle karara bağlanan rastlantısal yatırımcı davranışlarıdır. Rastlantısallıkla oluşan bu verileri bilimsel bir kesinlikle ortaya çıkmış gibi kabul edip üzerinden mantıklı sonuçlar çıkarmak bilginin kaynağını çarpıtmak olur.

2- Kaynak sürekli benzer iddiaları mı sunuyor?
Mesela ufolara inananlar kolay etki altında kalarak hep aynı şeylere inanma ihtiyacı duyarlar. Bilimsel verileri görmezden gelerek sapkınca bir eğilim sergilerler. Oysa onlara sunulan bilgi hep aynı şeyi saçmalar: Evrendeki tek canlı biz değiliz! Tamam güzel ama, ortada uzaylı yok.

Teknik analizin temel iddiası "geçmişte bu oldu, öyleyse şimdi bu olacak" şeklindedir. Olayların birbirinden bağımsızlığı, öngörülmezliği ve birbirlerini etkileme güçleri görmezden gelinir. "Bir finansal varlığın fiyatı geçmişinden kopamaz" gibi sapkınca bir düşünceye bağlanıp kalınır.

3- İddia bir başkası tarafından da doğrulanabiliyor mu?
Birinin ulaştığı bir sonuca bir başkası da ulaşabilmelidir. Tıpkı bir deneyde herkesin aynı sonuçlara varması gibi.

Grafik üzerine çekilen iki çizgiyle koskoca bir piyasayı belli bir yöne indirgemek, hayatında ilk kez açık araziye çıkan balta girmemiş orman yerlisinin uzakta duran ineklere verdiği tepkiye benzer: Uçuşan sinekler!

4- Dünyanın işleyişine gerçekten uygun mu?
Nijerya'dan gelen e-posta ile zengin olacağını düşünen insan pek yoktur herhalde. Eğer bu tür şeylere inanıyorsanız şu gerçeği atladığınız içindir: Dünyanın işleyişi böyle değil.

İki çizgi çekerek zengin olan insan yoktur; en azından grafikler üzerine. Yatırım dünyası maalesef böyle işlemiyor.

5- Eleştirilere yanıt verebiliyor mu?

Bir miktar kanıt bulan hemen bir düşünceyle ortaya çıkıyor. Peki, karşıt düşünceler nerede? Teorinizi yanlışlamaya çalışanlara gereken cevabı verdiniz mi? Eleştirileri yanıtladınız mı?

Bilincin kaynağı daima incelenen grafik tarafından yapılandırılır. Yani o anda borsa binasının üzerine yok edici bir yıldırım düşmesi analiz sonucunu etkilemez. Analistin bilinci sabit bir değişken gibi hizmet ederek grafiğin verdiği sonuçları etkilemez. Grafik hedef fiyatı 1150 diyorsa 1150'dir. İlave mantığa gerek yoktur.

6- Ağır basan kanıt neye işaret ediyor?
Evrim teorisini eleştirenler "Peki şu ne olacak?" diye sorarlar. Teori on bin soruyu açıklayıp birini açıklayamayabilir. Önemli olan teorideki ağır basan kanıtın ne kadar çok soruya yanıt verdiğidir. Bazı soruları yanıtlayamıyor olması teoriyi hatalı kılmaz.

Düşünsel yaratıcılık teori üretmeye değil, daha önce defalarca yapılmış analizlerin benzer şekilde yan yana getirilmesine dayanır. Yorumlarda göze çarpan tek faktör analistin keyfiliğidir. Olgular ve çıkarımlar nedenselliğin mantıksal düzenine yönelmez. Keyfi çağrışımlarla yaratılan anlamlar, bunların koordinesi ve kombinesi ile yeni bir yapılandırma ortaya konulur. Birbirinden çok farklı bilgi akışlarının yarattığı tarihsel verilere hiçbir değer atfetmeden yüksek yaratıcılık ile suni bir değer yaratılır.

7- Bilimin kuralları ile oynuyor mu?
Bir bilgi, akla mantığa uygun bilimsel kanıtlar kullanarak sonuçlara ulaşmalıdır, yoksa kendi iddiaları için sansasyon yaratır tarzda olmamalıdır.

Teknik analizde düşünme, neden sonuç ilişkileri ve bu nedenselliğin yarattığı argümanlar üzerine değil, geçmiş verilerin belli tekniklerle kolajlanmasının yarattığı çağrışımlar ve daldan dala atlayan mantık sıçramaları üzerine kuruludur. Sonuçta tutarlı bir kompozisyon ortaya konulsa da ulaşılan tüm sonuçlar zihinsel ve imgesel çağrışımlar sonucudur. Gerek ekonominin gerekse felsefenin klasik düşünme modellerinden oldukça farklı bir kavrayış şeklidir teknik analiz.

8- Pozitif kanıt sunuyor mu?
Mesela ufolarla ilgili tüm kanıtlar gizli, deneyler gizli, uzay araçları gizli, yaratıklar gizli. Bunların hepsi negatif kanıt. Negatif kanıt bir bilgiyi doğru yapmaya yetmez.

Teknik analizde kanıtlar daima görseldir. Çoğu zaman ulaşılan düşünceler kavramsallaştırılmadan kalır. Bu özellik çağrışımsal düşüncenin ana faktörüdür. Kendisi dışında tutarlı olması gerekmez. Bağlayıcı bir anlam içeriği iletme talebi de yoktur. Mesela "neden tahmin gerçekleşmedi" sorusuna trend kırıldı şeklinde yanıt verebilir.

9- Yeni teori eski teori kadar çok şey açıklıyor mu?
Bugünlerde herkes yeni bir fikirle ortaya çıkıyor. Mesela şöyle: "Newton yanılıyordu, doğrusu şu!" Söylendiği gibi Newton'un teorisi o soruya yanıt veremiyor olabilir, peki ama senin teorin Newton'un teorisinin açıkladığı şeyleri açıklayabiliyor mu? Bir teorinin eksikliklerinden bir miktar alıp işte size yeni teori demek saçmalıktır.

Temel analiz, bir firmanın hangi fiyattan alınıp satılacağını bilemeyebilir ama bir firmanın değerliliğinden tut da mali verilerine kadar tüm alanlara açıklama getirebilir.

10- Kişisel inançları mı savunuyor?
Bir bilgi, iddiada bulunanların ideolojisi, dünya görüşü ve çıkarlarını savunuyorsa doğruluğundan şüphe edilmelidir.

Teknik analizde gerçeklik sürekli yeniden yaratılır ve biçimlendirilir. Her gün, her saat, her dakika ya da her an bir fiyat tahminini kolayca ileri sürebilirsiniz. Bunun öncekiyle bir alakası olması da gerekmez. Zaman bilinen zaman değil, analistin zamanıdır ve herkesin zamanıyla ilişkisizdir. Aslında sunulan bilgi tamamen analistin kişisel inancıdır.

Bu on maddeyi değerlendirdiğinizde, teknik analizin gerçek bir bilgi değil bir zırvalık olduğunu herhalde siz de anlamışsınızdır.

Bu seti kullanarak bir bilginin doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna artık siz de kolaylıkla karar verebilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey ise birazcık "yansıtıcı düşünme"; yani şüphe, sorgulama ve tereddüt.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Forex'te tüm parasını kaybeden masum yatırımcının düşünce şekli!

Son dönemin popüler yatırım aracı Forex. Tabi ki para kaybetmekle popüler... Forex yatırımları ile tüm parasını kaybeden masum yatırımcıyı tanıyorsunuzdur herhalde. Tüyo alır, arkadaşından öneri alır, internet sitesinden tavsiye alır, gider tüm parayı ne iş yaptığını bile bilmediği bir Forex şirketine yatırır ve sonrasında büyük hüsran yaşar. Peki ülkemize özgü bir yatırımcı tipi olan Forex yatırımcısının nasıl karar verdiğini hiç merak ettiniz mi?

Nöroloji bilimi ilerledikçe masum yatırımcının karar verme şekli bilimsel olarak ortaya çıkarılacaktır elbette. Biz sadece gözlemlerimiz ile yatırım kararlarının zihinsel olarak nasıl verildiğini açıklamaya çalışacağız. Davranışsal finansın masum yatırımcıda nasıl işlediğini göstereceğiz. Daha açık söylersek, Forex'te tüm parasını kaybeden masum yatırımcının karar verme psikolojisini ortaya çıkarmaya gayret edeceğiz.

Forex'te tüm parasını kaybeden masum yatırımcının düşünce şekli:

Her şey KENDİNE GÜVEN ve CEHALET'in masum yatırımcının zihninde yasak ilişkiye girmesiyle başlar. O yasak aşktan BİR FİKRİM VAR doğar.
(Yatırım kararı verilmiş ve internet sitesindeki reklama istinaden tüm para bir Forex şirketine havale edilmiştir.)

BİR FİKRİM VAR, bir süre sonra ACEMİLİK ile ilişkiye girer ve bu ilişkiden DÜŞÜNEMEDİM dünyaya gelir.
(Dolar nasıl olsa yükselir diye dolarda uzun pozisyon alınmış ama pozisyon para kaybettirmeye başlamıştır.)

DÜŞÜNEMEDİM, eski dostu İLGİSİZLİK ile birlikte olur ve bu ilişkiden ACELEYE GEREK YOK doğar.
(Zarar büyümektedir ve şirketten teminat tamamlama çağrısı gelir.)

ACELEYE GEREK YOK, eski sevgilisi KARARSIZLIK ile evlenir ve bu ilişkiden ENAYİ DEĞİLİZ HERHALDE doğar.
(Amca oğlundan borç para alınarak teminat tamamlanır ama zarar büyümeye devam etmektedir.)

ENAYİ DEĞİLİZ HERHALDE, görücü usulüyle GÖSTERİŞ ile evlenir ve bu ilişkiden DEDİĞİM OLACAK doğar.
(Zarar artarken kendine güven de artmaktadır.)

DEDİĞİM OLACAK, lise aşkı ÖZSAYGI ile birlikte olur ve bu ilişkiden TALİHSİZLİK doğar.
(Başarısızlığın faturası yavaş yavaş dış mihraklara ve lobilere çıkarılmaya başlanır.)

TALİHSİZLİK, evlilik programında görüp aşık olduğu YARIM AKIL ile evlenir ve bu ilişkiden BEKLE ve GÖR doğar.
(Tüm para bitme noktasına gelmiştir ve masum yatırımcı son bir ümitle devam eder.)

BEKLE ve GÖR, ilkokul aşkı APTALLIK ile birlikte olur ve bu ilişkiden BENİ KANDIRDILAR doğar.
(Para suyunu çekmiştir. Parayı kaybetmenin tüm faturası ya sisteme, ya finansal kuruluşa ya da üçüncü bir şahsa çıkarılır.)

Nörolojik olarak bilmiyoruz ama davranışsal finans açısından masum yatırımcının finansal karar verme şekli budur. Kendisi dışında herkesi suçlamak. Buna kısaca finansal cehaletin psikolojisi de diyebiliriz.

Yatırım kararı verirken analizleri, yorumları veya Buffett-Soros sözlerini boşverin. KENDİNE GÜVEN ve CEHALET'in yasak ilişkisiyle başlayan ve BENİ KANDIRDILAR ile biten yukarıdaki hikayeyi hatırlayın.

10 Haziran 2016 Cuma

FED, senin hayatın palavra!

Ekonomi gündemimizin önemli kısmını ABD Merkez Bankası Fed'in açıklamalarına açıklama getirmek oluşturur oldu. Ekonomi yorumcularından sokaktaki vatandaşa kadar herkes artık Fed-olog. Fed'in her sözü, ilkokulda öğretilen cümle çözümleme yöntemleri de dahil olmak üzere detaylı analizlere tabi tutuluyor. Yüklem hangisi, özne kim, dolaylı tümleç var mı... Faiz arttı mı, ne zaman artacak, arttı da biz mi görmedik, bizden saklı arttırılmış olmasın... Artık herkes bir Fed uzmanı, yani Fedolog. Peki, Fed hakkında yapılan bunca yorumun sizce ne kadarı doğru?

Hemen söyleyelim, tamamı yanlış. Fed'in açıklamaları üzerine yapılan yorumların tamamı hatalı, üstelik de salakça. Bunu anlayabilen bir tek yorumcunun hala olmaması da bir o kadar düşündürücü. İnsan ekonomi yorumcularımızın zekası hakkında gerçekten endişeleniyor. Peki, ekonomi yorumcularımızın Fed'in açıklamalarından anlayamadıkları şey ne?

Ekonomi yorumcularının anlayamadığı şey şu: Fed'in açıklamalarının tamamı düzmece! Başka bir ifadeyle martaval, boş laf, saçmalık, palavra, şarlatanlık, budalalık ya da dalavere. Ama yalan değil. Fed, sürekli düzmece açıklamalar yapsa da yalan söylemiyor. Yani Fed yaptığı tüm açıklamalarda yalan söylemiyor, sadece martaval okuyor. İşte, Fedolog'larımızın anlayamadığı şey bu.

Fed, olanı yanlış sunuyor, özellikle gösterişçi kelimeler kullanıyor, zihninde olanı saklıyor ve karşıdakini aldatacak tarzda gerçeği farklı yorumluyor. Aslında Fed'in hayatı palavra; ama asla yalan söylemiyor.

Ekonomi yorumcularının bir türlü anlayamadığı Fed açıklamalarını doğru yorumlamak isteyenler için küçük bir kılavuz oluşturduk. Asla yalan söylemeyen ama sürekli martaval okuyan Fed'in sürekli yanlış yorumlanan açıklamalarının şifresini çözdük.

Fed'in açıklamalarını yorumlama kılavuzu:

1- Fed yalan söylemez!
Size, cebimde 100 lira var dersem ve cebimde gerçekte 80 lira varsa size yalan söylemiş olurum. Fed, yıllardır faizi arttıracağım diyorsa ve arttırmıyorsa bu yalan söylemek sayılmaz mı? Kesinlikle sayılmaz. Bakın Fed Başkanı son konuşmasında ne diyor: "Fed fonları faizinin, uzun vadede fiyat istikrarını ve maksimum sürdürülebilir istihdamı sağlayabilmek için, muhtemelen zamana yayılarak, kademeli bir şekilde yükseltilmesinin gerekeceğini düşünmeye devam ediyorum." Yani Fed aslında faizi yükselteceğini söylemiyor. Sadece bize faizin yükseltilebileceğine dair rasyonel bir zemin sunuyor. Bizi inandırmıyor, adeta kendi kendimize buna inanmamızı istiyor.

2- Fed yalan söyleyemez!
Fed yalan söyleyemez, çünkü doğrunun ne olduğunu bilmiyor. Cebimde 80 lira varken size 100 lira olduğunu söylüyorsam ve sizden cebimde 100 lira olduğuna inanmanızı bekliyorsam, öncelikle cebimde 80 lira olduğunu bilmem gerekir. Yalan söylemenin özü doğruyu bilmektir. Ama Fed doğrunun ne olduğunu bilmiyor. Faizin artışının doğru olacağını bilse zaten yapardı. Tıpkı faizi düşürmenin 2008 finansal krizine sebep olacağını bilmemesi gibi. O nedenle belirli bir noktaya odaklanmıyor. Faizi arttırmak etrafında dolaşıyor ve sürekli martaval okuyarak saçmalıyor.

3- Fed vatanseverdir!
Fed Başkanının son konuşmasındaki şu cümleye daha yakından bakalım: "Enflasyonun 2-3 yıl içinde hedefe ulaşmasını bekliyoruz." J.Yellen asla yalan söylemiyor. Ama bu ifadede belirsiz olan bazı taraflar var. Enflasyon hangi hedefe ulaşacak? Hedef bu sürede hep sabit mi kalacak? İkinci yıl hedefe ulaşıp üçüncü yıl saparsa hedefe ulaşmış olacak mı? Hedefe ulaşmayı kim kim bekliyorsunuz? Enflasyon boşlukta ilerleyen roket midir ki önceden belirlenen sürede hedefe varıyor? Hedefe ulaşmasını beklerken ne yapacağız, evlilik programı seyrederek beklesek olur mu? Bir yıl sonra Fed Başkanı ölürse onun yerine yeni gelen başkan da bekleyecek mi? Yellen, bu sorulara gerçek olmayan cevaplar verse yalan söylüyor olurdu. Ama Yellen, dinleyicinin enflasyonla, hedeflerle, beklentiyle, 2-3 yıllık süreyle ilgili olarak ne düşündüğüyle ilgilenmiyor. Bu ifadelerle amaçladığı şey belli bir intiba oluşturmak. İnsanların Fed'i ve dolayısıyla ABD'yi, ülkelerinin ekonomisini düşünen, tek tek herkesin bireysel çıkarıyla ilgilenen, refahları hakkında derin düşünceler besleyen, 6 milyar dünyalının para kaybetmemesinin önemini benimsemiş bir vatansever olarak düşünmelerini istiyor. Yani ekonomik bir açıklama yapmıyor, martaval okuyor.

4- Fed bir dışkı tasarımcısıdır!
Fed'in faiz arttırımı, birkaç yıldır bir ekonomik ürün gibi tasarlanmış ve rafa konulmuştur. Fed, tıpkı bir esnaf gibi, ürünün her parçasını dikkate alıyor, olması gerektiği gibi tasarlıyor ve yavaş yavaş üretiyor gibidir. Peki ama neredeyse on yıl olacak hala ürünü tamamlayabilmiş değil. Sizce burada bir tuhaflık yok mu? Elbette ki var. Biraz ekonomi biliyorsanız, serbest piyasa sisteminde devletin piyasaya müdahelesinin tasarlanabilir olmadığını bilirsiniz. Yani aslında Fed'in faizi arttırma süreci dışkı üretiminden başka bir şey değildir. Bu süreç de tıpkı dışkı gibi tasarlanamaz ve bir esnaf faaliyetine dönüştürülemez. Zamanı geldiğinde sadece dışarı atılır. O nedenle bir iş olarak da yapılamaz.Zaten hiçbir ekonomi kitabında Merkez Bankalarının faizi arttırmak veya düşürmek gibi 10 yıla uzayan bir görevlerinin olduğu söylenmez. O nedenle Fed'in faizi arttırma üzerine tasarladığı bu ürün dikkatsizce yapılmış adi bir üründür.

5- Fed'in gerçekle bağlantısı yoktur!

Yellen'in son konuşmasından bir alıntı daha: "İstihdam artışındaki son yavaşlama işaretlerinin dikkatle izlenmesi gerekiyor." Bu sözün doğruluk değeri bulunmuyor ama yalan da sayılmaz. Bu ifade bir doğruluk ya da bir yalanda olması gerektiği gibi bir yanlışlık üzerinde temellenmiyor. Tüm sorun gerçekle olan ilişkisizlik ve gerçekte neyin ne olduğuna dair gösterilen kayıtsızlık. Birkaç bin kişi daha ailesini geçindirmek için çalışmaya başlıyor ama bu sayı geçen aya göre birkaç yüz kişi daha az ve bu azlık trafik işareti benzeri bir ışık yakıyor ve herkesin bu ışığa dikkatle bakması gerektiği vurgulanıyor. Tamamen saçmalık. Gerçekle hiçbir bağlantı yok. Tamamen martaval okuma.

6- Fed, bizi kahraman olduğuna inandırır!
İçinden bir türlü çıkamadığımız küresel krizi yaratan kendisi değilmiş gibi hala bizi kendisinin kahraman olduğuna inandırır. Yaptığı tüm açıklamaların sebebi de budur: Bizim bu gerçeği doğru şekilde algılamamıza engel olmak. Biz onun bizi doğru olmadığını bildiği bir şeye inandırmaya çalıştığını bilemeyiz. Her ay faizi yükselteceğim diye tüm bu martavalları okuyarak gizlediği şey, bahsettiği şeylerin doğruluk değerinin kendisini de pek ilgilendirmediği gerçeğidir. Ekonomi yorumcularımızın anlayamadığı şey onun niyetinin ne gerçeği anlatmak ne de gerçeği gizlemeye çalışmak olduğudur. Bizi kahraman olduğuna inandırdığı o açıklamaların özü, bahsettiği şeylerin gerçekte nasıl olduğu ile ilgilenmediğidir. Yani Fed dalavereci bir martaval okuyucudur.

Yukarıda yazılanları tek bir cümleyle özetleyerek son noktayı koyalım: Fed, senin hayatın palavra!

8 Haziran 2016 Çarşamba

6 adımda ekonomi yorumcusunun beyni nasıl işler!

Evrende hidrojenle birlikte en çok bulunan elementin aptallık olmasına ekonomi yazarlığının büyük katkısı yadsınamaz. Piyasalar hayatın her anının temel göstergesi sayıldıkça bu karmaşık dünyayı yorumlayan kişilere daha çok ihtiyaç duyar olduk. Talep artınca ekonomi yorumcusu sayısı da bir anda arttı. Artık kafamızı ne yöne çevirsek bir piyasa yorumcusuna rastlıyoruz. Sürekli yorumluyorlar ama yorumlarının ne işe yaradığı henüz belli değil. Kullandıkları terminoloji yetişmiş sınıfların daha da fazla yetişmesine hizmet eder gibi gözükse de "masum vatandaşı" aydınlatıyoruz sanrısındalar. Oysa ortada tek bir gerçek var: Bu yorumların büyük kısmı faydasız.

Ekonomik ve siyasi gelişme, oran, veri ve eğilimlerin birbirinin neden ve sonucuymuş gibi uç uca eklenmesi şeklinde kurgulanan yorumlar çoğu zaman "safsata" diyebileceğimiz bir bilgi türü ortaya çıkarıyor. Söyleyenin kendini tatmini dışında hiçbir amaca hizmet etmeyen bu yorumların nasıl meydana geldiği bugün artık bilinebiliyor. Nöroloji ve nörofinansın yardımları sayesinde ekonomi yorumcusunun beyninin nasıl işlediğini görebilir durumdayız. Beynimizin hayattaki noktaları birbirine bağlama ve böylece şeylerin niçin oluştuğunu açıklayan anlamlı kalıplara dönüştürme yönünde bir evrim geçirdiğini nöroloji bilimi zaten bize söylüyordu. Peki, geri kalan nasıl ortaya çıktı dersiniz?

Ekonomi yorumcusunun beyninin nasıl çalıştığını nöroloji ve nörofinanstan yardım alarak sizler için özetledik.

6 adımda ekonomi yorumcusunun beyni nasıl işler:

1- Önce inanç, sonra dayanak
Bir ekonomi yorumcusu yorumuna başlamadan önce bir inanç yaratmak zorundadır. O inanca dayanak sağlayacak doğrulayıcı kanıtlar daha sonra aranıp bulunur. Rasyonel bir beynin bunun tersini yapması gerekir. Kanıtları kullanarak bir sonuca ulaşması beklenir. Mesela şu sebeplerden ötürü Fed faizi indirecek denilebilir. Fakat sebepler neler olursa olsun bu tür bir çıkarım olası nedenlerin tamamının sayılamayacağı gerçeği göz önüne alındığında doğru bir çıkarım olmayacaktır. Oysa ekonomi yorumcusu şöyle der: Fed faizi indirecek; çünkü şöyle oldu, böyle oldu, şu şunu dedi, bu bunu dedi, falan filan. Süreç ilerledikçe inancı pekiştirme süreci hızlanır, doğrulamaya yönelik olumlu geribildirim döngüsü artar. Yani yorumcu kendi inancına inanmaya başlar.

2- Modele bağlı gerçekçilik
Ekonomi yorumcusunun kendi yalanına inanma süreci, efsane kozmolog Stephen Hawking ve Ayyaş Yürüyüşü adlı analiz şaheserinin yazarı Leonard Mlodinow'un "Modele Bağlı Gerçekçilik" dedikleri şekilde işler. Beyin, dünyaya ilişkin bir model oluşturarak duyu organlarından gelen gelen girdileri yorumlar. Fed faizi değiştirince 6 milyarın hayatının değişeceği (2 milyar günde 1 dolarla yaşarken nasıl oluyorsa), borsa düşerse ekonominin bozulacağı (ülkede 70 milyon insan hayatında hisse senedi görmemişken), işsizlik oranı artarsa ekonominin kötüleştiği (zenginler işsizlere para dağıtarak onları yormak istemiyorlar olamaz mı) gibi modeller olayları açıklamada başarılı sayıldıkları için, dayandıkları unsurlarla ve kavramlarla birlikte bu modellere gerçeklik niteliği yakıştırılır. Böylece yalana inanç herkes için idealize edilmiş olur. Prospektüsü içinde ilaç gibi sunulabilir hale dönüştürülür.

3- İnanca yargı değeri katmak
İnsan beyninin yarattığı bir inancı bilimsel bir yargıya dönüştürmek televizyon dünyasının evrim biliminden aldığı bir tüyo ile sağlanır. Bir TV programında ekonomi yorumcusunun karşısında bir sosyolog, bir felsefeci ya da bir elektronik mühendisinin değil de başka bir ekonomi yorumcusunun oturtuluyor olması geri kalanların ekonomiden anlamadıkları anlamına gelmez. Evrimle edindiğimiz kabile eğilimleri ile ilgili genlerin, bizi içinde yer aldığımız grubun kafa dengi mensuplarıyla koalisyon oluşturmaya ve farklı inançtaki öbürlerini şeytanlaştırmaya yöneltmesi ile ilgilidir. Ekonomi yorumcuları birbirleri ile kabile kurmaya yöneldikçe geri kalanların düşünceleri saçma, kötü ve anlamsız kabul edilir. Bir sosyolog gelir adaletsizliğinin sonuçlarını ne kadar anlatırsa anlatsın ekonomi yorumcusuna göre dünyayı kötüye götüren şey Fed'in faiz artışıdır.

4- Tek bir nöron düzeyinde çıkarım sistemi
Hani Francis Bacon diyor ya, gerçeklik anlayışımızı boş inanç ve düzenbazlık oluşturuyor diye. İşte, ekonomi yorumcularının boş inançlarına bir tutam düzenbazlık eklemeleri işin en önemli kısmıdır. Beyin birçok nöronun etkileşimi sonucu geçerli bilgiyi yaratır. Mesela görünmez el dediğinde bile en az iki nöron kullanılmıştır. Oysa ekonomi yorumcusu adeta tek bir nöron kullanır gibidir. Yorumlar kendi içinde tutarlı gözükse de gerçeklikten uzak, yaşamdan kopuktur. Unutulmamalıdır ki, varılan sonuçlar ancak öncülleri kadar sağlam olabilirler.

5- Kadiri mutlak piyasa
Kutsal dinlerin şans, rastlantı ve olasılığı eriterek önemsizleştirmesi olgusu piyasa dinine inanan yorumcuların da ortak düşüncesidir. Onlara göre her şey piyasa tanrısı tarafından belli bir bilinçle yapılmıştır. Doların yükselmesi, altının düşmesi veya başka bir ekonomik aktivitenin gerçekleşmesi şans, rastlantı ya da olasılık olarak değerlendirilemez. Piyasa tanrısının her birimiz için mutlaka bir tasarısı vardır. İyi şeyler olduğunda piyasa tanrısı bize ödül verir; borsadan bol para kazanırız. Kötü şeyler olduğunda ise tek gerçek şudur: "Piyasa tanrısı gizemli yollarla çalışır, bilmiyor musun; borsa düşüyor ama bu bir düzeltme, alım fırsatı olarak görmen senin hayrınadır."

6- Çalıların arkasından gelen hışırtı
Çalıların arkasından gelen hışırtının bir aslan olduğunu varsayıyorsunuz, ama sadece rüzgar olduğu ortaya çıkıyor. İstatistiksel olarak gerçek olmayan bir şeyi gerçek sanma olarak bilinen Tip I (hatalı pozitif) hatayı işlemiş olursunuz. Yani var olmayan bir kalıbı saptamışsınızdır. Ekonomi yorumcularının yaptığı şey de budur: Sürekli Tip I hatayı işlemek. Her hışırtıyı aslan sanmak. Fed Başkanı J.Yellen'in sonunda dayanamayıp söylediği şey de buydu: "Her veriyi abartmayın!" Yani demek istediği şuydu: "A benim ekonomi yorumcusu kınalı kuzum, çalıların arkasından aslan çıkacak deyip sürekli tip I hatayı işleme, ciğerini yiyim!"

Kısaca söylemek gerekirse, gün boyu izlediğiniz ekonomi yorumcularının büyük çoğunluğu ekonomik bilgiyi veren kişiler değil, adeta "bütün kıvartmaların efendisi" gibidirler. Yapılan şey inanca bağlı gerçekçilikten başka bir şey değildir. Unutulmamalıdır ki, bir bilginin doğruluğunu ona inanan kişi sayısı belirlemez.