20 Ocak 2015 Salı

Anlayamazsın!

Çok değil bundan yirmi otuz yıl önce tiyatrolar tıklım tıklımdı. Devekuşu Kabareyi milyonlar izliyordu. Halkın eleştirel aklını tiyatrolar oluşturuyordu. İzdihamlar günler öncesinden başlıyordu. Bugün ise tiyatro, opera ve balenin ardından ebediyete intikal etmek üzere. Geçen yılın en çok izlenen oyunu, Bertolt Brecht'in gerçek bir başyapıt olan "Arturo Ui'nin Önlenebilir Tırmanışı"nı sadece onbeşbin kişi izlendi. Oysa "Celal ile Ceren" adındaki, sadece ülkemizde bilinen Türk filmini 2,9 milyon kişi izledi. Sizce bu rakamların sorgulanması gerekmez mi?

İlk bakışta tiyatyo sayısının azaldığı, sinema sayısının arttığı bir ortamda bu rakamlar kaçınılmaz diye düşünüyor insan. Ama rakamlara biraz daha derinlemesine bakınca durumun böyle olmadığı anlaşılıyor. Basit bir kıyaslama ile başlayalım. 2000 yılında ülkemizde 99 tiyatro salonu vardı. Bu 36.615 koltuk demekti. 2013 yılına geldiğimizde ise salon sayısı 678'e koltuk sayısı 253.811'e yükselmişti. Yani tiyatro sayısı %675 artarken koltuk sayısı %600 artmıştı. Demek ki sorun sanıldığı gibi azalan tiyatro sayısında değildi. Peki ama sorun neredeydi?

Kıyaslama için bir de sinemalara göz atalım. 2000 yılında ülkemizdeki sinema salonu sayısı 606, koltuk sayısı 200.853'tü. 2013 yılına gelindiğinde salon sayısı 2102'ye, koltuk sayısı 293.025'e yükselmişti. Salon sayısı %250 artarken koltuk sayısı %50 artmıştı. Salon ve koltuk sayıları itibariyle değerlendirildiğinde, tiyatro sayısındaki artış sinemadan kat kat fazladır. Hatta tiyatrodaki koltuk sayısı sinemadaki koltuk sayısını neredeyse yakalamıştır. Öyleyse sorun nerede?

Aşağıdaki tablo bize sorunun nerede olduğunu fazlasıyla gösteriyor:


Yıllar itibariyle seyirci sayısındaki artışa baktığımızda tiyatro izleyicisi 2000'de 2,6 milyonken 2013'te 6,2 milyon olmuştur. Yani %140 artış göstermiştir. Buna karşın sinema izleyicisi 2000 ila 2013 yılları arasında %165 arttmıştır. Artış oranları pek de birbirinden farklı görünmemektedir. Yani sorun burada da değildir. Peki, nerededir öyleyse?

Sorun koltuk başına izleyici sayısı olarak hesapladığımız rakamdadır. Bir sinema koltuğu 2000 yılında, bir yıl içinde 85 izleyiciyi ağırlarken, 2013'e gelindiğinde 154 kişiyi ağırlamaya başlamıştır. Buna karşın bir tiyatro koltuğu 2000 yılında 70 kişiyi ağırlarken, 2013'e gelindiğinde 24 kişiyi ağırlamıştır. 2000'de bu sayılar neredeyse eşitken 2013'e gelindiğinde sinema lehine 6 katına çıkmıştır. İşte sorun buradadır.

Kabarelerin bilet kuyruklarında saatlerce bekleyen insanlar bugün artık sinema salonlarını dolduruyor. Tiyatro sahnesinin yerini bulmaya çalışmaktansa AVM'de karşısına çıkan sinemaya giriyor. Kültürel olanı değil popüler olanı seçiyor. Orada olan seyirci için özel olarak oynananı değil banttan yayınlananı seçiyor. Uyandıracak olanı değil uyutanı tercih ediyor. Sessizce izlemeyi değil kıkırdayarak popcorn yemeyi istiyor. Ya da ülkeyi yönetenlerin peşinden gidiyor; internetteki arama motorlarına isimlerini bildiğiniz iktidar politikacılarının adlarını belirterek "... tiyatroya/operaya/baleye gitti" diye yazın ve gelen sonuçlara göz atın. Tek bir sonuç bile çıkmıyor maalesef. Söyleyecek söz bulmak gerçekten çok zor...

Ağlamalı mı dersin... Bu ülkede çok ağlayan gördük. Afrika'daki açtan Mısır'daki evsize, Suriye'deki yoksuldan Filistin'deki çocuğa kadar herkese ağlayan çok insanlar gördük. Ağlayanların yerine koyduk kendimizi, haklı bulduk, acıyı biz de hissettik. Peki sen hiç oyununa dört kişi geldiği için hıçkıra hıçkıra ağlayan bir tiyatro uyuncusu gördün mü? Eğer görseydin, acısını anlayabilir miydin?

Anlayamazsın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder